Trump’tan Avrupa’ya gümrük şoku: AB acil toplanıyor
AB kaynaklarından edinilen bilgiye göre büyükelçiler, durum değerlendirmesi yapacak.
AB üyesi ülkelerin büyükelçileri, olağanüstü toplantıyı öğleden sonra Brüksel’de gerçekleştirecek.
ABD Başkanı Trump, 17 Ocak’ta, Grönland ile ilgili tartışmalarda dünya barışının tehlikede olduğunu savunarak, ülkesinin Grönland’ı almasına karşı çıktıkları gerekçesiyle Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya’ya gümrük vergileri getireceğini açıklamıştı.
Bu 8 Avrupa ülkesi için 1 Şubat 2026’dan itibaren yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını, 1 Haziran 2026’dan sonra vergi oranının yüzde 25’e çıkarılacağını belirten Trump, Grönland’ın tamamen ve eksiksiz satın alınmasına ilişkin anlaşmaya varılana kadar oranın böyle kalacağını bildirmişti.
Trump’ın açıklamalarına AB liderleri ve Avrupa ülkelerinden tepki gelmişti.
Fransa’da şiddetli yağışlar: 5 vilayete sel uyarısı
Fransız meteoroloji ajansı MeteoFrance, ülkenin Herault, Aveyron ve Aude vilayetleri ile Korsika’ya bağlı iki vilayette şiddetli yağışlara karşı uyardı.
Bu vilayetlerde iki gün sürecek yağışlar nedeniyle sel uyarısı verilirken, alarm seviyesi de “turuncu”ya yükseltildi.
MeteoFrance, yağış seviyesinin Herault vilayetinin dağlık bölgelerinde 220 milimetre, diğer vilayetlerde ise 150 milimetreye ulaşabileceğini bildirdi.
Herault vilayetine bağlı Montpellier’de park ve bahçeler şiddetli yağışlara karşı önlem olarak ziyarete kapatıldı.
MHP lideri Bahçeli’den Suriye açıklaması: Suriye’de Kürtler başka SDG başka
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Suriye’de yaşanan kritik gelişmeleri ve Cumhurbaşkanı Şara’nın yayımladığı 13 sayılı kararnameyi değerlendirdi. Bahçeli, Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak, terör örgütü SDG’nin (PKK) bölgedeki varlığının sona erdirilmesi gerektiğini belirtti.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, SDG’nin Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda fiilî kontrol alanları oluşturarak ülkenin yeniden inşa sürecinin önündeki en büyük engellerden biri hâline geldiğini belirtti. 10 Mart 2025’te SDG ile varılan mutabakatın, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi açısından kritik olduğuna dikkat çeken Lider Bahçeli, SDG’nin bu mutabakatı oyaladığını ve özerklik-federasyon talepleriyle Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini ifade etti.
Lider Bahçeli, “Suriye’de Kürtler ayrıdır, SDG ayrıdır. SDG bir terör örgütüdür ve Suriyeli Kürtleri temsil etmemektedir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklmasının tamamı:
“SDG SURİYE’DE ENGEL HALİNE GELMİŞTİR”
Suriye’de SDG’nın, ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde fiilî kontrol alanları oluşturması, yeniden inşa ve istikrar sürecinin önündeki en temel engellerden biri hâline gelmiştir. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, parçalı yapıyı sona erdirerek merkezi devlet otoritesini yeniden tesis etmeyi temel öncelik olarak belirlemiştir. Bu çerçevede 10 Mart 2025 tarihinde SDG ile varılan mutabakat, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Ancak aradan geçen yaklaşık on ayda SDG elebaşlığı, mutabakatın ruhu ve hükümleriyle açık biçimde çelişen bir tutum sergilemiş; özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutarak süreci oyalamaya çalışmıştır. Bu yaklaşım, Şam yönetimi tarafından Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak algılanmıştır. Merkezi hükümetin bu süreçteki tutumunu güçlendiren en önemli faktörlerden biri, Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği açık ve kararlı destek olmuştur. Suriye merkezi hükumetinin, uzlaşılan mutabakat gereğince SDG’nin varlığını sonlandırması ve merkezi yönetime entegre olmasına yönelik çağrısına SDG elebaşı Mazlum Abdi, İsrail’den aldığı destek ve tahrik sonucu olumlu cevap vermemiştir. Mazlum Abdi, özerklik/federasyon talebini dile getirmekle Şam yönetiminden taviz alma girişimlerinde bulunmuşsa da Şara yönetimi ülkede siyasi birlik ve sınır bütünlüğünün tesisinde kararlı davranmıştır. Türkiye’nin de her fırsatta Suriye’nin üniter bir yapıya sahip olması gerektiğine dair söylemde bulunması, Şara’ya güç vermiş ve SDG tarafının ayak diremesine karşı merkezi hükümeti cesaretlendirmiştir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
“SDG’NİN İDDİA ETTİĞİ KADAR GÜÇLÜ VE ETKİN OLMADIĞI GERÇEĞİNİ İFŞA OLMUŞTUR”
SDG’nin 10 Mart mutabakatının gereklerini yerine getirmemesi, hem Ankara’dan hem de Şam’dan ciddi tepkilerin yükselmesine sebep olmuştur. 2025 yılının son günlerinde başlayan askeri hareketlilik, Halep’te halen silahlı unsurlarını tutan SDG’ye karşı operasyonların başlatılmasıyla yeni bir aşamaya geçmiş, Halep kısa sürede SDG’li terörist unsurlardan ve ona destek çıkan Esad rejimi kalıntılarından temizlenmiştir. Halep’in doğusuna doğru hareket eden Suriye ordusu, son olarak Fırat Nehri’nin batısında SDG işgalindeki Deyr Hafir’den sonra Meskene’yi ve 34 köy ve kasabayı kontrolüne almış, Suriye ordusu unsurları birliklerini Rakka’nın güneybatısında toplamaya başlamıştır. Suriye ordusu, 17 Ocak sabah saatlerinde, Fırat’ın batısındaki bölgenin askeri kapalı bölge ilan edildiğini duyurmuş, bölgedeki sivilleri PKK terör milislerinin mevzilerinden ve SDG’nin müttefiki devrik rejim kalıntılarından derhal uzak durmaya çağırmıştır. Suriye ordusunun SDG/PKK karşısında sahada gösterdiği üstünlük, Şam yönetiminin ülkenin tamamında kontrolü sağlama iradesini ortaya koymakla kalmamış, SDG’nin iddia ettiği kadar güçlü ve etkin olmadığı gerçeğini de ifşa etmiştir. Diğer yandan, SDG’nin kontrol ettiği bölgede yaşayan birçok Kürt ve Arap aşiretinin SDG’nin varlığından rahatsızlık duyduğu, Şam yönetiminin egemenliğini tercih ettiği ve Suriye Ordusu ile SDG arasında yaşanacak olası bir çatışmada Şam tarafının yanında yer alacağı bu süreçte daha net anlaşılmıştır. Suriye ordusunun 17 ve 18 Ocak tarihlerinde Rakka’ya doğru ilerlediği süreçte birçok aşiret üst üste Suriye merkezi yönetiminin yanında olduğunu açıklamıştır.
Doğru olan da budur, zira Tasfiye. Bu gelişmeler, SDG’nin çoğunluğu Araplardan oluşan bir coğrafyayı silah zoruyla kontrol altında tutamayacağını ve tutmak istese de Şam yönetimi ile SDG’ye karşı çıkan yerel unsurların işbirliğiyle SDG’ye fırsat verilmeyeceğine işaret etmiştir. Bu tablo, SDG/PKK açısından zamanın artık lehlerine işlemediğini göstermektedir. Nitekim 17 Ocak tarihinde SDG terör örgütü adına Mazlum Abdi’nin “Dost ülkelerin ve arabulucuların çağrıları üzerine; entegrasyon sürecini tamamlama konusundaki iyi niyetimizi göstermek ve 10 Mart anlaşmasının maddelerini uygulamaya olan bağlılığımız gereği; Fırat’ın doğusuna çekilme kararı aldıklarını” açıklaması Suriye ordusunun caydırıcılığı çerçevesinde olsa da 10 mart mutabakatının yerine getirilmesi bakımından önemli bir aşamadır. Şam yönetimi, sahada doğrudan ve kapsamlı bir askerî çatışmaya girmeden; siyasi meşruiyetini, bölgesel dengeleri ve yerel unsurların memnuniyetsizliğini kullanarak SDG’nin manevra alanını daraltan bir strateji izlemektedir. Bu yaklaşım, merkezi otoritenin yeniden tesisine yönelik kararlılığın sadece söylem düzeyinde kalmadığını, aşamalı ve kontrollü bir planlamaya dayandığını ortaya koymaktadır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
“SDG’NİN ÖZERKLİK VEYA FEDERASYON ISRARI SAHADAKİ GERÇEKLİKLE ÇELİŞMEKTEDİR”
SDG’nin özerklik veya federasyon ısrarı, sahadaki sosyolojik gerçeklikle giderek daha fazla çelişmektedir. Kontrol ettiği alanların büyük bölümünde Arap nüfusun ağırlıkta olması, yerel aşiretlerin dışlayıcı ve ideolojik bir yapı olarak algıladıkları SDG yönetimine mesafeli yaklaşmaları ve ekonomik–askerî yükümlülüklerden kaynaklanan rahatsızlıklar, örgütün toplumsal tabanını zayıflatmaktadır. Bu durum, SDG’nin uzun vadede silahlı zor yoluyla mevcut statükoyu devam ettirmesinin sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Öte yandan Türkiye’nin, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısına ilişkin tutarlı ve net söylemi, sahadaki denklemi doğrudan etkilemektedir. Ankara’nın bu yaklaşımı, hem Şam yönetiminin elini güçlendirmekte hem de SDG’nin dış destek beklentilerini sınırlayan bir caydırıcılık üretmektedir. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini merkeze alan bu tutum, SDG’nin “koruyucu şemsiye” arayışlarını da giderek daha kırılgan hâle getirmektedir. Bu çerçevede bakıldığında, SDG’nin önünde üç temel seçenek bulunduğu söylenebilir: Bunlar; Merkezi hükümetle bütünleşmeyi kabul ederek silahlı ve siyasi iddialarından geri adım atmak; Mevcut statükoyu sürdürmeye çalışarak askerî ve siyasi baskının giderek artmasını göze almak; Dış aktörlere dayanarak zaman kazanmaya çalışmaktır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
“TEK VE MAKUL SEÇENEK 10 MART MUTABAKATINI YERİNE GETİRMEKTİR”
Mevcut bölgesel konjonktür ve sahadaki güç dengeleri ile yaşanan gelişmeler SDG/PKK’nın iddia ettiği ölçüde güçlü, vazgeçilmez ve alternatifsiz bir aktör olmadığını; aksine, merkezi devlet otoritesi, bölgesel aktörlerin tutumu ve yerel sosyolojik dinamikler karşısında giderek sıkıştığını göstermektedir. Dolayısıyla tek ve makul seçenek: Suriye’nin birlik ve bütünlüğünde karar kılmak ve 10 Mart mutabakatının gereklerini tam manasıyla yerine getirmektir. Çatışmanın kimseye fayda getirmeyeceği ortadadır. Suriye’nin yeniden yapılanmasının anahtarı Suriye ordusunun tek bir çatı altında bütüncül bir şekilde toplanmasıdır. Suriye ordusunun yeniden yapılanması için çatışma döneminden kalan alışkanlıklar sona ermelidir. SDG/SDG ve altındaki tüm yapılanmalar hızla ve tamamen feshedilmeli, ilgili kurumlara geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanmalıdır. Önümüzdeki süreçte, Suriye sahasında belirleyici olacak unsur, silahlı dayatmalar değil; merkezi otoritenin yeniden inşası ve yerel unsurların bu sürece ne ölçüde entegre edileceğidir.
Şara’nın Kürt dili ve kültürüne ilişkin yaptığı açıklama ve imzaladığı 13 sayılı kararnameyle; Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası, kültürel ve dilsel kimliklerinin çokluk içinde birlik taşıyan Suriye ulusal kimliğinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu belirtmiş olmasının birlik ve istikrarın tesisi için olumlu etkisi olacaktır. Söz konusu kararname, üniter yapı tesis etmeye ve terör örgütlerinin kontrol sahalarını bertaraf etmeye yönelik kararlılığın toplumsal mutabakatla desteklenmek istendiğini göstermiştir. Toplumsal uzlaşma ve birliğin güçlendirilmesine yönelik olumlu bir adım olan kararname, SDG’ye yönelik bir taviz olmayıp tam aksine SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu yönündeki temelsiz iddiasını zayıflatan bir gelişme olmuştur. Kürtlere ilişkin hükümler içeren kararnamenin, “Suriye Vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi, daha geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve etnik temelde ayrılıkçılık talep eden görüşlerin zayıflatılması gibi etkileri olacaktır.
Bu kararname, Suriye’de yaşayan “Türkmen” gibi diğer etnik kökenli unsurların aleyhine bir durum olmayıp, yeni Suriye Cumhuriyeti Anayasası hazırlanırken, Türkmenler gibi asli unsurların kültürel haklarının görmezden gelinemeyeceğine işaret etmektedir. Zira Kürtlere sunulan bu hakların belli bir gruba yönelik imtiyaz olarak değerlendirilmesinin milli birlik ve beraberliği riske atabileceği açıktır ve bu konuda dikkatli olunmalıdır. Bu doğrultuda vatandaşlık hakkını elde edememiş ve kimliksiz kalmış Kürtler ile Kürt dili konusundaki düzenlemelerin ülke genelinde diğer gruplar için de aynı şekilde yapılması, Suriye genelinde demokratik ve kapsayıcı bir kültürel ve siyasal atmosfer oluşmasını sağlayacaktır.
Bununla birlikte 10 Mart mutabakatının bir an önce tüm maddeleri ile uygulanması için adımlar ciddiyetle atılmaya devam edilmelidir. SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmiş olması önemlidir ve Suriye hükümeti kısa sürede bu bölgelerde istikrarı tamamen sağlayabilecek ve yaşamı normalleştirecektir. Fakat Fırat’ın batısıyla da sınırlı kalınmamalı, Irak’takine benzer bir federasyon peşinde koşma hayalinden vaz geçilmelidir. Suriye, Fırat’ın batısı ve doğusu şeklinde yapay, coğrafi veya etnik bölünmelerle parçalanmamalıdır. Suriye Hükümeti tüm Suriye sathında egemen olmalı, her yere hizmet götürmeli, doğal kaynakları kontrol etmeli ve istikrarı sağlamalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği çerçevesine aykırı olabilecek herhangi bir model yerine Suriye’nin ortaklıklara vurgu yapan demokratik temelde, kapsayıcı ve uzlaştırıcı bir Cumhuriyet olarak inşa edilmesi sağlanmalıdır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
Şara’nın Suriyeli Kürtlerle terör örgütü SDG’yi birbirinden ayıran, Kürt kökenli Suriye vatandaşlarına yönelik kapsayıcı, bütünleştirici, onların temel hak ve özgürlüklerinin anayasal çerçevede güvence altında olduğunu ifade eden bir kararname yayımlaması bu anlamda önemli ve takdire şayan bir adımdır. Ardından kamuoyuna yaptığı açıklama da Suriye’nin birliği ve bütünlüğü konusundaki kararlılığın ve samimiyetin ifadesi olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı, tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan “Suriye vatandaşlığında” bütünleştiren, demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla Anayasa yapılmasını önermiştik. Peşinen söylemeliyim ki 16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanının “Anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca, devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rolü ve sorumluluğuna binaen” yayımladığı 2026/13 sayılı Kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir.
Kararname çıkar çıkmaz kerameti kendinden menkul bir güruh, bilimsel veriye, akademik ve ahlaki tutarlılığa ve gerçeklere dayalı olmayan bir kirliliğe yönelmişler, medya ve sosyal medya aracılığı ile bu gelişmeyi kötü gösterme yarışına girmişlerdir. Soruyorum !
Suriyeli Kürt vatandaşların, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilmesi, kültürel ve dilsel kimliklerinin çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmasının;
Devletin, kültürel ve dilsel çeşitliliği korumasının, Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkının güvence altına alınmasının,
Kürtçenin, ulusal bir dil olarak kabul edilerek Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilmesinin, ayrıca 21 Mart’ın “Nevruz Bayramı” olarak resmî tatil ilan edilmesinin Suriye ve bölge için ne gibi mahzuru olacaktır?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
Bize göre mezkur Kararname; isabetli, anlamlı, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerdeki okullarda Kürtçeyi seçmeli ders olarak öğretme hakkı tanınması hususu, “resmi dil” ile dil özgürlüğünün birbirinden ayrılması suretiyle değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Her insanın ana dili ana sütü gibi haktır. Ancak kamusal ve siyasal alanda herkesin anlayacağı ortak bir dilde konuşmak, kamusal menfaatlerin, farklı kimliklerin ve toplumsal eşitliğin bir dil üzerinden inşasının, birlik ve bütünlüğün gereğidir. Sosyolojik ve kültürel bir tanımlama olarak ifade edilen ulusal dil ile resmi dilin de bu anlamda ayrıştırılması bilimin ve aklın gereğidir.
Suriye’nin etnik ve dinî yapısı oldukça çeşitlidir ve bu çeşitlilik, ülkenin karmaşık sosyal, siyasî ve kültürel yapısını şekillendiren önemli bir unsurdur. Suriye’nin mevcut etnik ve dinî yapısı, ülkenin geçmişte olduğu gibi gelecekte de siyasî, sosyal ve kültürel şartlarının oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır. Farklılıkları canlı tutacak bir sistemin hazırlanması hâlinde, Suriye’nin kaotik geçmişinden kurtulmasının zorlaşacağı bir gerçektir. Bu nedenle, Suriye’nin yeniden inşa ve ihya sürecine ilişkin olarak vurguladığımız gibi; Suriye’de etnik, dini ve benzeri farklılıkları kucaklayan, birleştirici, tek Suriye’yi esas alan bir hukuki ve toplumsal düzen inşasını, ardından ekonomik ve sosyal olarak daha güçlü bir Suriye öngörüyor; böyle bir Suriye’nin bölgenin huzur ve barışı için de kaçınılmaz olduğunu değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde Suriye’nin üniter bir yapıyı esas alan, toprakları ve nüfusuyla bölünmez bir bütün olarak kurgulanması suretiyle milli birliğin tesis ve temin edilmesi acil ve ihmal edilemez bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede en kritik konu yeni Anayasa yapılmasıdır. Anayasanın Suriye’de yaşayan etnik ve dinî her kesimi kucaklayan, eşitlikçi, temel hak ve hürriyetleri garanti eden, serbest seçimi, hür teşebbüsü, din ve vicdan özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan bir nitelik taşıması Suriye’nin birliği ve istikrarı için vazgeçilmezdir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli (AA)
8 MADDELİK YOL HARİTASI
Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon, özerklik gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir. Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit hak, özgürlük ve yükümlülüklere sahip olacağı, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmeyeceği ve en önemli ortak paydanın “Suriye Vatandaşlığı” olacağı hususunda tüm sosyal kesimler temin edilmelidir. Devletin tek bir resmî dilinin olması, büyük çoğunluğu oluşturan kitlenin Araplar olması nedeniyle de Arapçanın resmî dil olarak belirlenmesi ve zorunlu temel eğitimin tüm yurtta Arapça yapılması, bununla birlikte, Kürtçe yanında Türkçe gibi dillere seçmeli ders olarak müfredatta yer verilmesi, anadili Arapça olmayanların kendi dillerinde yetkinlik kazanması sağlanmalıdır. Başkanlık sistemi temelindebir hükümet yapısı inşa edilmeli; yönetimde istikrar ilkesinden taviz verilmemeli, çok partili hayatla toplumun her kesiminin parlamentoda temsil edilmesini temin edecek katılımcı bir seçim sistemi hayata geçirilmeli, yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığı tesis edilmelidir. Suriye uzun yıllar devam eden Baas rejiminin yıkıcı etkilerinden kurtulmuş, yeni yönetimi ve onlara inanan ve güvenen Suriyelilerle istikrara, birlik ve bütünlüğe doğru kararlı adımlarla yürümektedir. Türkiye’nin huzuru ve güvenliği Suriye’nin güvenliği ve istikrarıyla yakından ilişkilidir. Bize göre; yaşanan gelişmeler çerçevesinde önümüzdeki süreçte Suriye’nin barış, huzur, birlik ve bütünlüğü ile Suriyelilerin refah, temel hak ve özgürlükleri bağlamında hızla mesafe alınabilmesi için aşağıdaki yol haritasının izlenmesi yerinde olacaktır:
-10 Mart 2025 mutabakatının tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi, SDG ve türev yapıların tamamen feshedilerek Suriye devlet kurumlarına eksiksiz ve geri dönüşü olmayacak biçimde entegre edilmesi,
-Federasyon, özerklik ve bölünme tartışmalarının gündemden çıkarılması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün kalıcı olarak güvence altına alınması
merkezi devlet otoritesinin ülke genelinde süratle tesis edilmesi, Suriye hükümetinin Fırat’ın batısı ve doğusu ayrımı olmaksızın tüm ülke sathında egemenlik sağlaması, yapay coğrafi, etnik veya siyasi bölünmelerin önüne geçilerek üniter devlet yapısının korunması,
-Yeni ve kapsayıcı bir Suriye anayasasının yapılması, bu kapsamda tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, kucaklayıcı, eşitlikçi, demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir anayasal düzenin kurulması,
-Kürtlerle SDG’nin net biçimde ayrıştırılması, SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu iddiasının geçersiz kılınması ve bu algının toplumsal düzeyde kırılması,
-Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dâhil edilmesi gibi
Türkmenler başta olmak üzere tüm asli unsurların kültürel haklarının dikkate ve gündeme alınması,
-“Suriye vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi, etnik ve dini aidiyetler yerine vatandaşlık bağının temel ortak payda hâline getirilmesi, tek resmî dil ilkesinin korunması, toplumsal uzlaşma ve milli birliğin güçlendirilmesini mümkün kılacak adımlar atılması,
-Başkanlık sistemi temelinde yönetimde istikrarın sağlanması, yürütme kapasitesi güçlü, istikrarlı bir hükümet yapısının oluşturulması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tesis edilmesi, demokratik, temsile dayalı siyasal sistem kurulması, serbest ve adil seçimler, çok partili hayat ve temsil adaletinin sağlanması, temel hakların güvence altına alınması, din ve vicdan özgürlüğü, hür teşebbüs, insan hakları ve özgürlüklerin korunması,
-Ekonomik ve siyasi olarak güçlü, bütünleşmiş Suriye’nin bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri hâline gelmesi.
Bakan Kurum TOKİ yeni kura takvimini açıkladı
Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı’nın hayata geçirdiği Yüzyılın Konut Projesi’nin kura çekimlerinde 3 hafta geride kaldı. 29 Aralık 2025’te başlayan kura süreci, 18 Ocak 2026 Pazar günü (bugün) Erzincan’da 1.760 konutun kura çekimiyle tamamlandı.

BUGÜNE KADAR 75 BİN 356 KONUTUN KURASI ÇEKİLDİ
Adıyaman, Şırnak, Hakkari, Siirt, Van, Mardin, Ağrı, Batman, Iğdır, Bitlis, Kars, Muş, Ardahan, Antalya, Bingöl, Tunceli, Gümüşhane, Bayburt, Artvin, Rize, Erzurum, Malatya ve Erzincan’da 75 bin 356 konutun kurası çekilmiş oldu.
“45 BİN 909 KONUTUMUZUN DAHA HAK SAHİPLERİNİ BELİRLEYECEĞİZ”
Sosyal medya hesabından 19-25 Ocak haftasının kura takvimini paylaşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “Yuva demek, umut demek,
gelecek demek. Bu hafta 9 şehrimizde daha kura heyecanını yaşayacağız. Yüzyılın Konut Projesi’nde bu hafta toplam 45 bin 909 konutumuzun daha hak sahiplerini belirleyecek, mutluluğa ortak olacağız” mesajını verdi.
ŞANLIURFA’DAN GİRESUN’A KURA HEYECANI SÜRÜYOR
19 Ocak Pazartesi günü Şanlıurfa’da 13 bin 790, 21 Ocak Çarşamba Trabzon’da 3 bin 734, Tokat’ta 3 bin 392, 22 Ocak Perşembe Amasya’da 2 bin 601, 23 Ocak Cuma Manisa’da 7 bin 459, Kastamonu’da 2 bin 380, Sivas’ta 3 bin 904, 24 Ocak Cumartesi Aydın’da 6 bin 973, 25 Ocak Pazar günü de Giresun’da 1.676 konut için kura çekimi yapılacak.
121 BİN 265 EV SAHİBİ BELİRLENMİŞ OLACAK
19-25 Ocak haftasında toplam 45 bin 909 sosyal konutun daha hak sahipleri belirlenecek. Böylece 29 Ocak’ta kurası tamamlanan il sayısı 32’ye, hak sahipleri belirlenen konut sayısı ise 121 bin 265’e yükselecek.
Kocaelispor Trabzonspor maçı! Fırtına zorlu deplasmanda 3 puan arayışında
Trabzonspor, Trendyol Süper Lig’in 18. haftasında 18 Ocak Pazar günü deplasmanda Kocaelispor ile karşılaşacak.
Turka Araç Muayene Kocaeli Stadı’nda saat 17.00’de başlayacak karşılaşmayı hakem Adnan Deniz Kayatepe yönetecek. Mücadele beIN Sports 1 ekranlarından canlı olarak yayınlanacak.

MUHTEMEL 11’LER
Kocaelispor: Jovanovic, Ahmet, Balogh, Smolcic, Haidara, Linetty, Nonge, Agyei, Tayfur, Churlinov, Petkovic
Trabzonspor: Onana, Pina, Nwaiwu, Batagov, Mustafa, Oulai, Folcarelli, Zubkov, Muçi, Olaigbe, Augusto

Ligin ilk yarısında 10 galibiyet, 5 beraberlik, 2 mağlubiyet alarak 35 puan toplayan bordo-mavililer, lider Galatasaray’ın 7, ikinci sıradaki Fenerbahçe’nin ise 4 puan gerisinde üçüncü sırada bulunuyor.
Süper Lig’de Beşiktaş ile sahasında 3-3 berabere kalan, deplasmanda Gençlerbirliği’ne 4-3 mağlup olarak son 2 haftada 5 puan kaybeden Karadeniz ekibi, ikinci yarıya Kocaelispor galibiyetiyle başlamak istiyor.
Trabzonspor’da Savic, Baniya ve Visca’nın sakatlıkları bulunuyor, Paul Onuachu ise Afrika Uluslar Kupası’nda bulunması nedeniyle mücadelede forma giyemeyecek.

42. RANDEVU
Trabzonspor ile Kocaelispor, 18 Ocak Pazar günü İzmit’te yapacakları maçla birlikte ligde 42. kez karşı karşıya gelecek.
İki takım arasında bugüne dek oynanılan 41 maçta, bordo-mavililerin galibiyetlerde 21-9 üstünlüğü bulunuyor. 11 karşılaşmada ise taraflar sahadan beraberlikle ayrıldı.
Trabzonspor, 61 kez rakip fileleri havalandırırken, kalesinde 41 gol gördü.

KOCAELİSPOR DEPLASMANINDA ZORLANIYOR
Trabzonspor, Kocaelispor deplasmanlarında zorlandı.
Karadeniz ekibi, dış sahada oynadığı 20 müsabakanın 7’sini kazanabildi. 8 maçtan beraberlikle ayrılan bordo-mavili takım, 5 karşılaşmayı ise kaybetti.
Trabzonspor, 16 yıl sonra Süper Lig’e yükselen rakibi karşısında geçmişte oynadığı son deplasman karşılaşmalarında da galip gelmekte zorluk çekti.
Bordo-mavililer, Kocaelispor deplasmanında oynadığı son 6 dış saha maçında 3 mağlubiyet, 2 beraberlik, 1 galibiyet yaşadı.

EN FARKLI GALİBİYET TRABZONSPOR’DAN
İki takım arasında oynanan karşılaşmalarda en farklı galibiyeti alan taraf Trabzonspor oldu. Bordo-mavili takım, 1994-95 sezonunda sahasında Kocaelispor’u 4-0 mağlup etti.
Ligin ilk yarısının ilk haftasında Trabzonspor, sahasında Kocaelispor’u 1-0 mağlup etmişti.
Suriye ordusu Rakka’nın kapısına dayandı! A Haber canlı yayınında çarpıcı sözler: SDG çöpe atılma yolunda
13 Ocak’ta, başta Deyr Hafir ve Meskene olmak üzere Fırat Nehri’nin batısında YPG / SDG işgali altındaki bölgeleri askeri alan ilan eden Suriye Ordusu, söz konusu bölgelere yönelik kapsamlı operasyonunu başlattı. Suriye’de ordunun Rakka iline bağlı Tabka ilçesinin kontrolünü terör örgütü YPG/SDG’den aldığı, 483 örgüt üyesinin teslim olmak için güvenlik güçleriyle iletişime geçtiği bildirildi. Bölgede yaşananları uzman isimler A Haber canlı yayınında değerlendirdi.
18 Ocak 2026
“YPG İÇİN BU GÖRÜŞME SON ŞANS”
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Tolga Sakman, Suriye’de Ahmed el-Şara yönetiminin attığı adımları ve terör örgütü YPG/SDG’nin köşeye sıkıştığı süreci değerlendirdi. Sakman, sahadaki askeri operasyonların ve diplomatik temasların örgüt için “sonun başlangıcı” olduğunu vurguladı.
“TOM BARRACK ARTIK SDG’YE ROL VERME KONUMUNU BİTİRMEK İSTİYOR”
Tom Barrack’ın Şam yönetimiyle masaya oturmasının kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Sakman, şu ifadeleri kullandı:
“Tom Barrack aslında YPG’ye, SDG’ye yakın bir isim. Yani özellikle İsrail’in bölge politikalarıyla uyumlu bir şekilde YPG’ye 10 Mart Mutabakatı’ndan sonra yeni fikirler veren, yeni rotalar çizen bir isim. O yüzden açıkçası onunla masaya oturmak Şam yönetimi için şu anlamda önemli; o (Barrack) da artık bu işte SDG’ye yeni fikirler verme, yeni roller verme konumunu bitirmek istiyor. Yani aslında her adıma baktığınızda Şam’ın, bir sonraki adımın temelini oluşturuyor ve sürdürülebilir bir noktaya getirmeye çalışıyor. Operasyonun Fırat’ın batısını temizleyip doğusuna doğru giderken aynı zamanda hem uluslararası toplumun manipüle edileceği alanları kapatmak hem de bundan sonra SDG’nin arkasını yaslayacağı alanları da durdurmak; yani hepsini aynı anda yapmaya çalışıyor gördüğümüz kadarıyla.”

“ARAP AŞİRETLERİ ARTIK MEVCUT DURUMA İSYAN EDİYOR”
Sakman, petrol sahalarının kontrolü ve bölgedeki aşiretlerin tutumuyla ilgili ekonomik dengelere dikkat çekti:
“Şimdi petrol sahaları bu tarafta, Deyrizor tarafında. Burada önce Arap aşiretleri ayaklandı ki bu çok önemliydi. Çünkü biz uzun zamandır söylüyoruz; Esad zamanında bazı Arap aşiretleri SDG’nin altına girdi. DEAŞ tehdidi, Esad tehdidi; bunlar peş peşe geldiğinde ehvenişer kabul edildi, SDG’nin altında bazı aşiretler birleşti. Ama DEAŞ tehdidi bittikten sonra, Esad da devrildikten sonra SDG’nin altında zaten aşiretlerin olmadığını da biliyoruz. Sadece bölgede kalan bazı aşiretler var, onların da artık mevcut duruma isyan ettiğini görüyoruz. O yüzden buradaki sahalar Suriye yönetiminin eline geçiyor. SDG’nin siyasi desteği kesildiği için ekonomik olarak da desteğinin kesilmesi çok önemli. Bugün masaya çağrıldığında Mazlum Abdi’ye bu da söylenecek: ‘Seni destekleyen kimse yok, senin de destek bulabileceğin hiçbir alan da kalmadı.'”
“TRUMP UĞRAŞMAK İSTEMİYOR”
ABD’nin bölgedeki yeni tutumunu Trump üzerinden değerlendiren Sakman, şunları kaydetti:
“Trump önce konuşmuş olduğu için o çok önemli. Trump önce konuşmamış olsaydı belki Barrack yeni bir yol bulmaya çalışabilirdi SDG için ama Trump bu konuda çok net ve uğraşmak istemiyor bölgede. Evet, doğrudan Şam yönetimine askeri olarak bir destek vermiyor Amerika şu anda ama konuya olan tarafsız, böyle dışarıdan bakmasıyla aslında Suriye’ye bir şekilde önünü de açmış oldu bu noktada. Ben açıkçası eğer böyle devam ederse Amerika’nın da artık Barrack üzerinden veya doğrudan Washington’dan SDG’ye de artık ‘bitir, teslim ol, çekil’ mesajının da geleceği kanaatindeyim.”

“SDG’NİN ÖRGÜT OLARAK ÇOK BİR HAYATI KALMADI”
Sürecin sonunda örgütün bir geleceği olmadığını belirten Sakman, değerlendirmesini şöyle tamamladı:
“Açıkçası ben bu görüşmenin biraz son şans olduğu kanaatindeyim. YPG için son şans olduğu kanaatindeyim. Karşımızdakinin terör örgütü olduğunu unutmayalım. Suriye güçlü olduğu sürece ve masada da güçlü olduğunu karşı tarafa ilettiği sürece terör örgütü verdiği sözü yerine getirir. Şu anda SDG’nin herhangi bir ideoloji, fikir veya gelecek temsili yok. YPG/SDG örgüt olarak çok bir hayatı kalmadı. Önemli olan şimdi onlara tanınan şansı nasıl kullanacaklarıyla ilgili.”
18 Ocak 2026
“SDG ÇÖPE ATILMA YOLUNDA”
Terör örgütü YPG/SDG’nin geri çekilmesi sürerken, Suriye ordusu da işgal altındaki toprakları kurtarmaya devam ediyor. Ordu, Rakka kent merkezinin 5 km yakınına ulaştı. Öte yandan, teröristlere karşı ayaklanan Suriyeli aşiretler de Şam yönetimine bağlılıklarını bildirerek, Deyrizor ilinde bulunan petrol bölgelerini ele geçirdi.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Murat Genç A Haber canlı yayınında bölgede gerçekleştirilen operasyona ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Genç, Fırat’ın batısındaki SDG varlığının sona ermesini Suriye tarihi için bir dönüm noktası olarak nitelendirdi.
“FIRAT’IN BATISINDA SDG VARLIĞI SON BULDU”
Suriye’de çok kritik anlara tanık olunduğunu belirten Murat Genç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Suriye’de gerçekten çok kritik şeyler oluyor. Belki de Esad’ın devrilmesinden sonra Halep’te başlayan o Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden sonraki en kritik anlara tanık oluyoruz. Çünkü çok ciddi bir değişim yaşanıyor. SDG’nin varlığına ilişkin süreçler, varlığına ilişkin daha doğrusu Fırat’ın zaten batısındaki varlığı son buldu. Bu aslında çok çok önemli bir gelişme. Zira SDG’nin varlığının orada olmaması gerektiğine dair çok uzun zamandır konuşuyorduk. Ancak bunların bugün akşam, bu gece daha doğrusu belki sabah saatleri itibarıyla son bulduğunu görüyoruz. Şimdi bunu birkaç açıdan değerlendirmek lazım. Bu kesinlikle bence tıpkı Esad’ın devrilmesi kadar, belki ondan sonra ve 10 Mart Anlaşması’ndan sonra Suriye tarihi açısından üçüncü büyük gelişme.”

“SDG’NİN MEŞRUİYET KARTLARI ELİNDEN ALINDI”
SDG’nin bölgedeki algısının kırıldığını vurgulayan Genç, Ahmed el-Şara önderliğindeki yeni yönetimin hamlelerine dikkat çekti:
“SDG’nin kendi meşruiyet sağladığı iki tane temel gerekçe vardı. Birincisi kendilerinin Kürtlerin temsilcisi olduğu iddiasıydı. Şimdi Ahmed el-Şara’nın son açıklamaları bunun böyle olmadığına dair çok net doneler verdi. Ne dedi? ‘Hepsi, bütün Kürtler aynı zamanda Suriye devletinin birer vatandaşı olacak, dil sorununu ortadan kaldıracaklar’ dedi. Ama bu aynı zamanda özerklik vermiyor, karıştırmayalım. İkinci bir dil değil, seçmeli derslerde Kürt dilinin kullanılabileceğini söyledi. Esad zamanında Kürtçe yasaktı, Kürtler kimlik sahibi de olamıyordu ve fakat Esad’la SDG gayet iyi anlaşıyordu. Esad giderken oraları SDG’ye bırakıp ayrılmıştı. Bugün ise Suriye hükümeti ‘Sizler vatandaşsınız, kültürel haklarınızı alabilirsiniz, Nevruz’u bayram olarak tanıdık’ diyor. SDG’nin elindeki ikinci kart ise IŞİD meselesiydi. Suriye hükümetinin bu konuda da ciddi adımlar attığını ve görüşmeler olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla SDG’nin elindeki iki kartın ikisi de alınmış oluyor.”

“İSRAİL VE BATI BÜTÜNLEŞİK BİR SURİYE İSTEMİYOR”
Sürecin zorluklarına ve dış aktörlerin rolüne değinen Genç, İsrail ve Batı’nın tutumunu şöyle özetledi:
“Burada İsrail unsurunu unutmamamız gerekiyor. Çünkü İsrail; bütünleşik, normalleşmiş, komşularıyla iyi geçinen, ulus devlete dönüşmüş bir Suriye istemiyor. İsrail elbette ki daha önce SDG’ye verdiği desteği vermeye devam edecek. Sadece İsrail de değil, aslında Avrupa Birliği’nin çeşitli ülkeleri de orada SDG’nin yok olmasını istemiyorlar; kendilerine müzahir, kullanabilecekleri bir unsuru her zaman bulundurmak istiyorlar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin planı ne? Esas temel konuşmamız gereken şey bu. Ben artık ABD’nin o bölgede SDG’yi aşan planları olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu’da hiçbir taşeron sonsuza dek yaşamıyor, kullanılıyor ve zamanı geldiğinde çöpe atılıyor. Herhalde yavaş yavaş SDG’nin de çöpe atılma zamanı geliyor gibi duruyor.”

“İKİ SEÇENEK VAR: YA TASFİYE YA ENTEGRASYON”
Genç, sahadaki askeri yığınak ve sürecin nasıl sonuçlanabileceğine dair öngörüsünü paylaştı:
Önümüzde iki seçenek var: Ya bu çatışmalar devam ederek SDG tamamen yok olacak ya da oturacaklar, daha farklı şartlarda yeniden bir anlaşma olacak ve SDG sisteme entegre olacak. Ama kendi istedikleri gibi yerel özerklik tarzında değil; hükümetle anlaştıkları tarzda, ordunun her yerinde görev yapabilecek şekilde entegre olacaklar. Ben ikincisinin gerçekleşeceğini düşünüyorum. Sürecin kansız olmasına dair son bir şans daha veriliyor, eğer sonuç alınmazsa ilk seçenek geçerli olacaktır.”









