Dijital dünyada deepfake tehlikesi: Yapay zeka için yasal düzenleme yolda!
Yapay zekâ teknolojilerindeki baş döndürücü hız, bir yandan hayatı kolaylaştırırken diğer yandan “derin sahte” olarak bilinen deepfake içeriklerle itibar suikastlerine ve dezenformasyona kapı aralıyor. Dijital dünyada hızla yayılan sahte video ve seslerin yol açtığı tahribatı önlemek amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) düğmeye bastı. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifiyle, yapay zekâ içeriklerine “etiket” zorunluluğu ve hızlı müdahale imkânı getirilmesi hedefleniyor.
GELECEĞİN EN BÜYÜK SİLAHI: YAPAY ZEKA
Yapay zekâ, doğru kullanıldığında büyük faydalar sağlasa da kötü niyetli kişilerin elinde dijital bir silaha dönüşebiliyor. Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan bir vatandaş, “Bu geleceğin en büyük silahı olarak karşımıza çıkıyor. Eskiden atom bombası, nükleer bomba diyorduk; artık yapay zekâ diyoruz” ifadelerini kullanarak tehlikenin boyutuna dikkat çekti. Uzmanlar, yapay zekâ ile üretilen görüntülerin kişileri hiç yapmadıkları eylemleri yapmış gibi göstererek toplumsal algıyı manipüle edebildiği konusunda uyarıyor.
foto: AA
DEEPFAKE İLE İTİBAR SUİKASTİNE SON
Dijital dünyada kontrolsüzce yayılan içerikler, özellikle dezenformasyon ve manipülasyonun merkez üssü haline gelmiş durumda. Sosyal medyada itibar suikastlerinin bir cümlelik komutlarla yapılabildiğini belirten bir başka vatandaş, “İtibar suikastleri yapılıyor, dezenformasyon ve manipülasyon yapılıyor. Artık son teknolojiyle birlikte basit bir cümleyle bir insana çok rahat bir şekilde itibar suikasti yapabileceğiniz bir durum oluşmaya başladı” sözleriyle endişelerini aktardı. Özellikle çocukların psikolojik gelişimi ve özel hayatın gizliliği noktasında yasal bir zırhın gerekliliği her geçen gün daha da artıyor.
foto: ahaber.com.tr
MHP’DEN TARİHİ KANUN TEKLİFİ: 6 SAAT İÇİNDE KALDIRILACAK
Yapay zekâ kaynaklı mağduriyetlerin önüne geçmek isteyen MHP, TBMM’ye kapsamlı bir kanun teklifi sundu. Hazırlanan tasarıya göre, yapay zekâ ile üretilen tüm videoların üzerinde “Yapay zekâ ile üretilmiştir” ibaresinin yer alması zorunlu olacak. Konuyu değerlendiren bir vatandaş, “Türkiye’de de yasa tasarısı önerileri sunuluyor, şu an MHP sundu. Videoların üstünde mutlak suretle yapay zekâ ile üretilmiştir etiketi olması gerektiğini ve bu tarz bir video söz konusu oluyorsa 6 saat içerisinde içeriğin sosyal medya üzerinden kaldırılması gerekecek. Ben bunu doğru ve yerinde, hatta geç kalmış bir adım olarak görüyorum” şeklinde konuştu.
700
SOSYAL MEDYA ŞİRKETLERİNE DÜZENLEME DAYATILMALI
Adli Bilişim Uzmanı Profesör Doktor Ali Murat Kırık, yapay zekâ ile mücadelede sadece yerel yasaların değil, uluslararası iş birliğinin de önemine değindi. Kırık, “Yasaların çıkartılması ve aynı zamanda sosyal medya şirketlerine bunun tüm dünya ülkeleri olarak dayatılması gerekiyor. Aksi takdirde kendilerini ülkeler üstü görmeye devam edecekler ve maalesef bu sömürü düzeni devam edecek” ifadelerini kullandı. Yapay zekânın şeffaflık ve kontrol sorununa vurgu yapan uzmanlar, devletin vatandaşların özel hayatını korumak adına bu yasal düzenlemeleri hayata geçirmesinin şart olduğunu belirtiyor.
Dijital işgal gibi reklam tezgahı! Türkiye’nin verilerini istihbarat servislerine satıyorlar
Günümüzde klasik savaş anlayışı yerini giderek gayri nizami harp biçimlerine bırakırken, yabancı menşeli dijital medya platformları da sıradan iletişim kanalları olmanın ötesine geçti. Bu platformlar artık ülkelerin iç güvenliğini, toplumsal dengelerini ve siyasal istikrarını doğrudan etkileyebilen, hatta hedef alabilen stratejik unsurlar olarak öne çıkıyor.

TÜRKİYE’NİN REKLAM PAZARINI ELE GEÇİRDİLER
Hem ülkemizde hem de tüm dünyada bir ‘dijital işgal’ hâkim. Milyarlarca insanın verilerini toplayan, bu verileri işleyen ve başta reklam sektörü olmak üzere istediği amaçlar doğrultusunda kullanan dijital mecralar, Türkiye’deki reklam pazarını da ele geçirdi. Google, Instagram, WhatsApp, YouTube, Facebook, TikTok ve X gibi platformlara, 2024 yılında Türkiye’den reklam aracılığıyla yaklaşık 158 milyar TL aktarıldı.
TÜRKİYE ALEYHİNE FAALİYETLERDE BAŞROLÜ OYNUYORLAR
Bu durum bir yandan ulusal ve yerel medyayı zarara uğratırken diğer taraftan uzmanlar, dijital medya platformlarının ‘milli güvenlik sorunu’ olduğunu vurguluyor. Bu platformlar, küresel düzeyde Türkiye aleyhine yürütülen faaliyetlerde de başrolü oynuyor. Ayrıca Türkiye’de yayın yapan medya kuruluşları RTÜK tarafından denetlemeye tabi tutulurken, dijital medya platformları tabiri caizse istedikleri gibi at koşturuyor, dezenformasyonun yayılmasına ve kaos ortamının zemininin oluşturulmasına destek veriyor.

VERİLER SIZDIRILIYOR
‘Big data’da kayıtlı bulunan milyonlarca insana ait en detaylı veriler, yabancı dijital platformları elinde tutan kişi ve kuruluşlar tarafından siyasi ve istihbari amaçlar doğrultusunda kullanılıyor. Bu verilerle, seçimlerde manipülasyon, siyasi haberlerde algı yönetimi, afetlerde dezenformasyon yapılıyor. Kişilerden elde edilen bilgilerle, kişinin tercihleri analiz edilerek ona özel siyasi ve gündeme ilişkin bilgiler ön plana çıkarılarak tercihlere doğrudan yön verilmesi hedefleniyor. Platformlar, Türkiye aleyhine yürütülen tüm dış destekli operasyon ve manipülasyonlarda başrolü oynarken, yabancı istihbarat servisleri bu bilgileri ‘toplumsal haritalandırma’ çalışmalarıyla Türkiye’de kaosu körüklemek için kullanıyor.
REKLAM GELİRLERİ 158 MİLYAR TL’YE ÇIKTI
Türkiye’de reklam harcamalarında yerel basının payı 2014’te yüzde 80 iken, bu oran 2019 yılında yüzde 52’ye ve 2024 yılında yüzde 26’ya düştü. 2014 yılında bu oranın yüzde 20’sine sahip olan yabancı dijital platformlar, 2019’da yüzde 48, 2024’te ise yüzde 74 seviyelerine ulaştı. 2024’te yabancı medya platformlarının sadece Türkiye pazarından kazandığı para yaklaşık olarak 158 milyar lira oldu.

‘BİZ FİNANSE EDİYORUZ’
SABAH’a konuşan uzmanlar tehlikenin büyüklüğünü ve Türkiye’de devlet, kurumlar ve bireyler düzeyinde alınması gereken tedbirleri anlattı. Kastamonu Üniversitesi Yapay Zekâ Çalışmaları Koordinatörü Prof. Dr. Tunay Kamer, yabancı platformların Türkiye’de kazandıkları reklam gelirleriyle yine Türkiye’ye karşı algı operasyonları yürüttüğünü belirtti. Kamer, “Bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, kendi kuşatmamızı kendi kaynaklarımızla finanse etmemiz anlamına geliyor. Denetimsiz bırakılan her algoritma, kimlik kontrolü yapılmamış bir istihbarat elemanı potansiyeli taşır. Güvenlik artık sınır kapılarında değil, sanal dünyada başlıyor. Verilerimizi korumak, algılarımızı yönetmek ve dijital kimliğimizi güvence altına almak milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir” dedi.
Kamer, çözümün ‘dijital egemenlik’ olduğunu vurgulayarak, yerli ve milli büyük dil modellerinin geliştirilmesinin bir tercih değil, milli zorunluluk olduğunu kaydetti. Kamer, risk yönetimi ve siber dayanıklılık odaklı bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı. Kamer, bu kapsamda devlet, kurumlar ve bireyler düzeyinde eşzamanlı ve tamamlayıcı sorumluluklar bulunduğuna da dikkat çekti:
“Devletin, yabancı dijital platformlardan Türkiye’ye özel risk değerlendirme raporları ve şeffaflık taahhütleri talep etmesi gerekiyor. Kurumların, kriz dönemlerinde 7/24 esasına göre çalışacak hızlı müdahale ve doğrulama protokollerini devreye almalı. Bu afet, seçim ve toplumsal hassasiyet dönemlerinde bilgi kirliliğini önemli ölçüde azaltacaktır. Vatandaşlar da dijital içerikleri sorgulamadan paylaşmak yerine kaynağını araştıran ve resmi kanalları teyit mekanizması olarak kullanan bir bilinçle hareket etmesi gerekiyor.

‘KÜLTÜREL EROZYON’ MARMARA
Üniversitesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ulağlı ise dijital platformların toplumsal yapı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Endüstri 5.0 süreciyle birlikte bireyin giderek yalnızlaştığını ve kendi ürettiğinin tutsağı haline geldiğini belirten Ulağlı, “Denetlenmeyen dijital içerikler, örtük mesajlar ve eşik altı manipülasyonlar toplumsal yapıyı zedeliyor, kurumlara olan güveni sarsıyor” dedi.
Türk-İslam toplum yapısına uygun olmayan içeriklerin kültürel bir çöküşe neden olduğunu vurgulayan Ulağlı, özellikle gençlerin bu platformlar üzerinden rol modeller aracılığıyla manipüle edildiğini, sivil itaatsizlik ve kaotik eylemlere yönlendirildiğini ifade etti. Ulağlı, dijital mecraların denetlenmesinin milli güvenlik meselesi olduğunu söyledi.
HUKUKİ OLARAK DENETLEMEK MÜMKÜN DEĞİL
Savunma ve Güvenlik Analisti Mahmut Bölükbaş, yabancı dijital platformların hukuki denetiminin mümkün olmadığını belirterek “4 tarafımızda savaşlar çatışmalar dönüyor ve Türkiye bunların içinde güvenli ve barış içinde kalmayı başarabiliyor. Baktılar terörizmle olmuyor bu yolu deniyorlar. Yabancı ülkeden servis yapan bir hizmeti Türkiye’de hukuki olarak denetlemek mümkün değil. Türkiye 80 milyonun üzerinde ve büyük çoğunluğu genç popülasyondan oluşan bir tüketim toplumu. Bu pazarı biz yabancıların eğer bizi toplumsal dönüştürme olarak kullanmasını istemiyorsak örflerimizi koruyacak şekilde dizayn edebiliriz” diyor.

“BU BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU”
Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ise günümüz dijital platformların artık bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:
Günümüzde dijital platformlar sosyal medya ve internet ortamı artık milli bir güvenlik sorunu haline geldi. Bu platformlarla rekabet ortadan kalkarsa Türk medyası derin bir yara alacak. İşte bu durum gerçek anlamda bir milli güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkacak. Denetimde de ciddi problemler var. Şu an baktığımızda TV’ler RTÜK çok sıkı bir şekilde denetlenirken sosyal medya mecralarında bu durumun istenen ölçüde olmadığını görüyoruz. Telefonlar ve uygulamalarla adeta derin bir baskı kuruluyor ve çocukların gençlerin ahlaki ve toplumsal yozlaşmalarına bu durum sebebiyet veriyor.
Türkiye’ye görünmez tehdit: Dijital abluka!TÜRKİYE’YE “GÖRÜNMEZ” TEHDİT: DİJİTAL ABLUKA!Geleceğin madeni: NTE! Berat Albayrak’ın stratejik hamlesi meyvesini verdi: 694 milyon tonluk dev rezerv
Sanayi devriminden bu yana ülkelerin kaderini belirleyen enerji ve yeraltı kaynakları, dijital çağda kabuk değiştiriyor. Savunma sanayiinden yeşil enerjiye, akıllı telefonlardan savaş uçaklarına kadar yüksek teknolojinin her alanında hayati önem taşıyan “Nadir Toprak Elementleri”, artık küresel güç savaşlarının merkezinde yer alıyor. Çin’in mutlak hakimiyetine karşı dünya yeni arayışlar içindeyken, Türkiye’nin Eskişehir Beylikova’da keşfettiği 694 milyon tonluk dev rezerv, dengeleri kökten değiştirmeye hazırlanıyor. Türkiye, Eskişehir ve Malatya’daki potansiyeliyle bu stratejik yarışta “ben de varım” diyor.
TEKNOLOJİNİN KALBİNDEKİ CEVHER: NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ NEDİR?
Kimyasal olarak birbirine benzeyen 17 farklı elementten oluşan bu cevher grubu, modern dünyanın en kritik ham maddesi olarak kabul ediliyor. Bu minerallerin önemine değinen uzmanlar, “Kaan’ın motoru, elektrikli araçlar ve rüzgar türbinlerinde en çok neodimyum, demir ve bor mıknatısları kullanılıyor. Bu mıknatıslar motorun enerji ve elektrik üretmesini sağlayarak yeşil enerjiye geçişin anahtarını oluşturuyor” sözleriyle bu kritik süreci özetledi. Adları her ne kadar “nadir” olsa da, asıl zorluğun bu elementlerin ayrıştırılmasında yattığına dikkat çeken sektör temsilcileri, “Nadir toprak elementleri dünyanın pek çok yerinde var ancak ayrıştırılmaları ve uç ürüne dönüştürülmeleri oldukça zor ve maliyetli bir süreç gerektiriyor” ifadelerini kullandı.
foto:ahaber.com.tr
KÜRESEL HEGEMONYA SAVAŞI: ÇİN VE DİĞERLERİ
Günümüzde nadir toprak elementleri sadece ticari bir ürün değil, aynı zamanda jeopolitik bir silah olarak kullanılıyor. Dünyadaki madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ini, işleme kapasitesinin ise yüzde 87’sini elinde bulunduran Çin, bu alanda kurduğu mutlak hakimiyetle Batılı ülkeleri zorluyor. Ticaret savaşlarının perde arkasını anlatan uzmanlar, “Çin’in bu elementlerin ihracatına kota koymasıyla Amerika adeta çılgına döndü. Bu elementler sadece teknolojik gelişmenin değil, aynı zamanda küresel gücün de anahtarı haline gelmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu. Verilere göre 44 milyon tonluk rezervle lider olan Çin’i, Brezilya ve Hindistan takip ederken; Avrupa Birliği otomotiv ve savunma sanayii için gerekli mıknatısların yüzde 98’ini hala Çin’den tedarik etmek zorunda kalıyor.
foto: ahaber.com.tr/ Berat Albayrak
TÜRKİYE’NİN DEV KEŞFİ: DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ REZERVİ
Türkiye, son yıllarda attığı adımlarla bu küresel denklemde oyun kurucu bir pozisyona yükseliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde maden haritalarının çıkarılmasını sağlayan Berat Albayrak’ın girişimleriyle hız kazanan çalışmalar, tarihi bir keşifle sonuçlandı. Eskişehir Beylikova sahasında bulunan 694 milyon tonluk nadir toprak elementi cevheri, Çin’deki Bayan Obo sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olarak tescillendi.
foto: AA
Bu keşfin ekonomik değerine vurgu yapan Berat Albayrak, “Bu teknolojiyi dönüştürdüğünüz zaman 200 dolarlık ham maddeyi 400 bin dolara satacak bir güce erişiyorsunuz. Bu bazen parayla bile satın alınamayan stratejik bir güçtür” sözleriyle Türkiye’nin ulaştığı potansiyeli aktardı. Sadece Eskişehir değil, Malatya’nın Hekimhan ve Kuluncak ilçelerindeki bulgular da Türkiye’nin bu alandaki elini güçlendiriyor.
foto: AA
“TEKNOLOJİ ÜRETMEK İSTİYORSANIZ BU ELEMENTLERE MECBURSUNUZ”
Nadir toprak elementlerinin ham madde olarak satılmasından ziyade uç ürüne dönüştürülmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, bor örneği üzerinden çarpıcı bir kıyaslama yaptı. Bir sektör temsilcisi, “Boru ham olarak satarsanız 150 dolar, bor karbür yaparsanız 1,5 milyon dolar ediyor. Nadir toprak elementlerini de mutlaka yüzde 99,5 saflıkta oksitler formuna getirip uç ürün olarak satmamız lazım” ifadelerini kullandı.
foto:ahaber.com.tr
A Haber’e konuşan uzmanlar, “Teknoloji üretmek istiyorsanız nadir toprak elementleriniz olmak zorunda. Bunlar yeni çağın en temel ihtiyacıdır ve Türkiye’nin sahip olduğu bu büyük rezervler, küresel yarışta bize eşsiz bir fırsat sunuyor” sözleriyle Türkiye’nin dijital ve endüstriyel geleceğinin bu madenlerde yattığını vurguladı.
İletişim Başkanı Duran, Türkiye’nin uluslararası alanda artan rolünü değerlendirdi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye’nin uluslararası alanda, diplomasi, ticaret, enerji, eğitim, insani yardım, savunma, lojistik-ulaştırma gibi alanlarda artan rolünü değerlendirdiği “Küresel Sistemik Dönüşümün Eşiğinde Türkiye” başlıklı yazısını AA için kaleme aldı.
Dünya siyaseti, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzen kaynaklı yapısal krizlerle sarsıldığı, kurumların işlevsizleştiği ve jeopolitik rekabetin gri alanlarda yoğunlaştığı bir kırılma noktasındadır. Tek kutupluluğun sona erdiği, ancak çok kutupluluğun henüz kurumsallaşamadığı bu fetret dönemi hem büyük riskler hem de devasa fırsatlar barındırmaktadır. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu küresel belirsizliği doğru okumuş; sadece savunma pozisyonunda kalmak yerine, oyun kurucu bir vizyonla Türkiye Yüzyılı perspektifini uluslararası sistemin merkezine yerleştirmiştir.
Türkiye’nin dış politikadaki artan rolü, ideolojik bir tercihten ziyade rasyonel bir büyük stratejinin sonucudur. Hem Batı ittifakının sadık bir kanat ülkesi hem de Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla Orta Asya’da, normalleşme süreçleriyle Orta Doğu’da ve Yeniden Asya açılımıyla Pasifik havzasında etkin bir ülke konumunda bulunuyoruz. Ukrayna-Rusya savaşındaki arabuluculuk çabaları ve Somali-Etiyopya gibi krizlerde elde edilen somut ilerlemeler, Türk diplomasisinin kriz çözme kapasitesini tescil etmiştir. Bu dinamizm, Türkiye’yi kritik meselelerde vazgeçilmez bir aktör haline getirmiştir.
Türkiye, savunma sanayiinde gerçekleştirdiği devrimle, stratejik belirleyici gücünü kağıt üzerindeki bir iddia olmaktan çıkarıp sahada bir gerçeklik haline getirmiştir. İHA ve SİHA teknolojilerinde dünya liderliğine oynamamız, sadece bir ihracat başarısı değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin Karabağ, Libya ve Suriye gibi çatışma bölgelerinde jeopolitik denklemleri değiştirme gücünü ortaya koymuştur. KIZILELMA, KAAN ve TCG Anadolu, Çelik Kubbe gibi projeler, ülkemizin teknolojik bağımsızlık eşiğini aştığını ve artık kendi güvenlik mimarisini kendi imkanlarıyla tahkim edebildiğini göstermektedir.
Ayrıca Türkiye, ulaştırma ve enerji hatlarındaki stratejik konumunu enerji merkezi vizyonuyla taçlandırmaktadır. Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası keşfi ve Doğu Akdeniz’deki kararlı duruşumuz, enerjide dışa bağımlılığı asgariye indirme stratejimizin parçalarıdır. Aynı zamanda TANAP ve TürkAkım gibi projelerle Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde kilit bir rol üstlenen Türkiye, enerjiyi bir dış politika enstrümanı olarak akıllıca kullanmaktadır.
“ÜLKEMİZ, DÜNYADA ‘VİCDANLI GÜÇ’ KAVRAMININ TEMSİLCİSİ OLMUŞTUR”
Küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı post-pandemi sürecinde Türkiye, Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor’un en güvenli ve efektif rotası haline gelmiştir. İstanbul Havalimanı’nın küresel bir merkez olması; Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve devasa otoyol projeleri, Anadolu’yu küresel ticaretin kalbi yapma hedefimizin fiziksel altyapısıdır. İhracat odaklı büyüme modelimizle birleşen bu lojistik kapasite, Türkiye’nin dünya ticaretindeki payını kalıcı olarak artırmaktadır.
Büyük mutasavvıf, fikir ve gönül adamı Mevlana Celaleddin-i Rumi, adaleti “Herkese hakkı olanı vermek ve her şeyi yerli yerine koymak” olarak tarif eder. Yine Mevlana’nın “Ağaca su vermenin adalet, dikene su vermenin zulüm” olduğu anlayışıyla Türkiye, insanlık vicdanı ağacını korumanın ve geliştirmenin gayreti içindedir.
Yalnızca içerisinde bulunulduğu coğrafyanın değil, tüm dünyada insana ve özellikle de mazlumlara dair her türlü ihtiyaca insani diplomasi ilkesiyle omuz vermeye gayret eden ülkemiz, dünyada ‘vicdanlı güç’ kavramının da temsilcisi olmuştur. Milli gelirine oranla yapılan insani yardımlarda dünya birincisi olmamız, AFAD ve Türk Kızılayın küresel operasyonel etkinliği, Türkiye’nin yumuşak gücünü tahkim etmektedir.
“DEVLETLER HİBRİT SAVAŞLARA KARŞI DA HAZIRLIKLI OLMAK, TEDBİRLER GELİŞTİRMEK ZORUNDADIR”
Türkiye bu dönemde çeşitlendirilmiş diplomasinin bir başka boyutu olan kamu diplomasisinde de önemli adımlar atmıştır. Türkiye’nin tanıtımının yanında Türkiye hakkındaki kara propagandalara karşı kamu diplomasisi enstrümanlarıyla da mücadele edilmiştir.
2025 yılında toplam 38 panel, 3 medya forumu, 2 istişare ve değerlendirme toplantısı, 24 yuvarlak masa toplantısı, 29 sergi, 9 mutabakat zaptı, 7 çalışma ziyareti, 2 yemek daveti, 1 ön hazırlık çalıştayı ve 18 eğitim programı gerçekleştirmiştir. Ayrıca 16 rapor ile 5 kitap basılmış ve 13 video hazırlanmıştır. Hedefimiz, Türkiye markasının dünyada layık olduğu noktaya gelmesi ve temsil ettiği değerler ve ilkeler ile dünyada örnek haline gelmesidir.
Bu yeni çağda çatışmalar ve savaşlar sadece konvansiyonel silahlar ve sistemlerle yapılmıyor. Son yıllarda sosyal medyanın toplumlara etkisi derinleşmiş, siber tehditler çeşitlenmiş, algı operasyonları ve dezenformasyon yöntemleri artmıştır.
Özellikle yapay zeka enstrümanlarının da kullanılmaya başlamasının enformasyon ekosisteminde olumlu ve olumsuz sonuçları ortaya çıkmaya başlamıştır. Teknolojik bir dönüşümün yaşandığı çağımız iletişim alanında yepyeni bir safhanın da başlangıcının işaretlerini vermektedir. Bu kaos ortamı bazı küresel şirketler ile onlarla eş güdüm içinde hareket eden bazı devletlerin iletişim ekosisteminde fiili hükümranlık ve yönlendirme kapasitesi tesis etme riskini beraberinde getirmektedir. Bu da ülkelerin dijital egemenliğine bir tehdit demektir. Bu düzlemde bir yandan devletler hibrit savaşlara karşı da hazırlıklı olmak, bu savaş türünün tehlikesinin farkına varıp tedbirler geliştirmek, öte yandan da bu yeni teknolojik gelişmelerden en net ve etkili şekilde istifade edecek hazırlıklar içinde olmak zorundadır.
“DEZENFORMASYONA KARŞI MÜCADELEMİZİ KARARLI BİÇİMDE SÜRDÜRÜYORUZ”
Biz de ülkemizi bu yeni nesil tehditlere ve risklere karşı dayanıklı ve hazırlıklı hale getiriyoruz. Ülkelerin birbirine karşı giriştiği en önemli operasyonel unsurlardan olan dezenformasyona karşı mücadelemizi son derece kararlı bir biçimde sürdürüyoruz.
Vatandaşlarımızı her alanda doğru bilgilendirmek, algı ajanlarına fırsat vermemek ve toplumumuzda medya okuryazarlığını yükseltmek için ekiplerimiz dur durak bilmeden çalışıyor. Yalan haberin orman yangını gibi yayıldığı bu ortamda algoritmalar üzerinden gündem belirleme çabalarına karşı toplumumuzu korumak için gayret sarf ediyoruz.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz milletimizi kirli bilgiden korumak, algı oyunlarını bozmak için gece gündüz faaliyet gösteriyor. Merkezimizce 2025 yılı içerisinde 35 Dezenformasyon Bülteni yayımlanmış, 3 bine yakın dezenformasyon tespit edilip bertaraf edilerek kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ayrıca 32 yeni üniversitede Dezenformasyonla Mücadele Kulübü kurulması sağlanmıştır. Böylece 60 ilde, 76 üniversitede Dezenformasyonla Mücadele Kulübü faaliyet göstermeye başlamıştır.
“SAYIN CUMHURBAŞKANI’MIZIN LİDERLİĞİNDE BÜTÜN GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Enformasyon faaliyetlerinin en önemli amaçlarından biri olan toplum ile devlet arasında köprü olma işlevi de Başkanlığımız bünyesindeki Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) tarafından en etkin biçimde sağlanmaktadır.
CİMER, sisteminin de bu dönemde etkin bir şekilde işlemesi ve toplumla devlet arasındaki ilişkinin daha şeffaf bir noktada olması için çalışmalarını da sürdürmüştür. 2025 yılında da vatandaşlarımızın başvuruları CİMER sistemiyle alınmıştır.
2025’te CİMER’e toplam 5 milyon 525 bin başvuru yapılmış, 2018’den bu yana yapılan başvuru sayısı ise 41 milyonu aşmıştır. Bu başvuruların yüzde 96,8’i cevaplandırılarak, ortalama işlem süresi 11 güne kadar düşürülmüştür. CİMER başvurularının yüzde 96’sı dijital kanallar üzerinden yapılırken başvuruların kolaylaştırılması için 2025 yılında “CİMER Mobil Uygulaması” devreye alınmıştır.
CİMER’de gündem oluşturan konular, vatandaş talepleri, görüşleri ve şikayetler temelinde hazırlanan 374 rapor ilgili kurum ve yetkililerle paylaşılarak vatandaşların politika yapım sürecine dahil olmasına zemin hazırlanmıştır. 2025 yılında adli ve idari soruşturmaya konu olmuş CİMER başvurularına yönelik bilgi ve belge talebi içeren 1640 yazıya cevap verilmiş, çok sayıda suç şebekesi CİMER başvurularıyla çökertilmiştir.
İletişim kuramcısı Marshall McLuhan’a göre iletişim araçları ve teknoloji son derece akışkan bir değişime ve dönüşüme sahiptir. Bu özelliği ile iletişim araçları içerisinde bulunduğu toplumun kültürel ve sosyolojik kodlarındaki değişimde son derece etkilidir. İletişim araçları ve teknolojide yaşanan baş döndürücü değişim sürecinde İletişim Başkanlığı olarak vatandaşlarımızın talep ve beklentilerini önemseyen ve sadece milletin işaret ettiği istikamete yürüyen Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bütün gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz.
Antalya kültür turizminde rekor yıl! Müze ve ören yerlerinde 2025’te 3,25 milyon ziyaretçi
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un “arkeolojide altın çağ” yaklaşımı doğrultusunda yürütülen çalışmalar kapsamında, Antalya’daki müze ve ören yerleri 2025 yılında 3 milyon 250 binin üzerinde ziyaretçi ağırladı. 2025 yılında Antalya genelinde toplam ziyaretçi sayısı 17,5 milyona ulaştı. Gece müzeciliği uygulaması Antalya’da zirve yaptı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Geleceğe Miras Projesi çerçevesinde Antalya genelinde 24 farklı noktada arkeolojik kazı ve bilimsel araştırma çalışmaları yürütüldü. Kazı, restorasyon ve altyapı yatırımlarıyla kültürel mirasın korunması, alanların nitelikli biçimde ziyaretçilere sunulması ve tarihi dokunun gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanıyor.

ANTALYA’DA KÜLTÜR TURİZMİNDE 17,5 MİLYON ZİYARETÇİ
2025 yılı verilerine göre müzeler arasında Aziz Nikolaos Kilisesi 198 bin ziyaretçiyle öne çıkarken, Side Müzesi de en çok ilgi gören mekanlar arasında yer aldı. Ören yerlerinde ise Phaselis Antik Kenti 481 bin ziyaretçiyle ilk sırada bulunurken, Patara ve Olympos ören yerleri de yıl boyunca yoğun ziyaretçi ağırladı.
Özellikle sezon sonu döneminde kültür turizmine yönelik ilginin yüksek seyrettiği Antalya’da, 2025 yılında toplam ziyaretçi sayısı 17,5 milyona ulaştı; bu doğrultuda 2026 yılına yönelik planlama ve hazırlık çalışmaları devam ediyor.
KÜLTÜREL MİRAS ALANLARINDA ALTYAPI VE YÖNETİM GÜÇLENDİRİLİYOR
Aspendos, Perge ve Phaselis başta olmak üzere birçok ören yerinde karşılama merkezleri, çevre düzenlemeleri ve altyapı iyileştirmeleri hayata geçirildi. Bu çalışmalarla alan yönetimi, güvenlik ve ziyaretçi yönlendirme süreçleri güçlendirilirken, kültür varlıklarının korunmasıyla birlikte ziyaretçi deneyiminin daha nitelikli hale getirilmesi hedefleniyor. Kemer Idyros Antik Kenti’nde hayata geçirilmesi planlanan Türkiye’nin ikinci su altı arkeoloji müzesi için yapım çalışmalarına başlandı.

GECE MÜZECİLİĞİ ANTALYA’DA REKOR KIRDI
Bazı ören yerlerinde uygulanan gece müzeciliği kapsamında ziyaret saatleri genişletilerek kültür turizminin günün tamamına yayılması sağlandı. Özellikle Side Antik Kenti’nde hayata geçirilen düzenlemelerle ziyaretçiler gece müzeciliği deneyimine büyük ilgi gösterdi. 2026 yılında gece müzeciliğine farklı yerler de ekleneceği belirtildi.
Suriye Ordusu’ndan Deyr Hafir’e dev sevkiyat: Terör örgütü köşeye sıkıştı!
Halep’in büyük bölümünü YPG’li teröristlerden temizleyen Suriye ordusu, terör örgütünün bölgedeki son sığınaklarından biri olan Deyr Hafir’i kuşatma altına aldı. Fırat Nehri’nin batısına konvoylarla asker ve silah sevk eden Şam güçleri, terör mevzilerini çok namlulu roketatarlarla aralıklı olarak vuruyor. Suriye ordusu insani koridorlar açarak sivilleri tahliye etmeye çalışırken, teröristler ise köprü ve yolları havaya uçurarak halkı çatışma bölgesinde hapsetmeye çalışıyor. İşte A Haber farkıyla bölgedeki sıcak gelişmeler…
TERÖR MEVZİLERİ ATEŞ ALTINDA
Suriye ordusu, YPG işgali altındaki son noktaların da temizlenmesi için düğmeye bastı. Şam güçleri, başta Lazkiye olmak üzere çevre ilçelerden bölgeye geniş çaplı askeri sevkiyat gerçekleştirirken, terör mevzileri karadan yoğun ateş altına alındı. Bölgedeki son durumu aktaran muhabir, “Şeyh Maksut ve Eşrefiye teröristlerden temizlendi, sıra Fırat Nehri’nin batısındaki Deyr Hafir’e geldi” ifadelerini kullandı. Kritik öneme sahip Tişrin Barajı yakınlarında da çatışmaların şiddetlendiği bildirildi.
foto: ahaber.com.tr
HAİN SABOTAJ: YOLLAR VE KÖPRÜLER HEDEFTE
Köşeye sıkışan terör örgütü YPG, ordunun ilerleyişini durdurmak ve sivillerin kaçışını engellemek için sivil altyapıya saldırıyor. A Haber kameramanı Mehmet Ali Bağ’ın görüntülediği yıkılmış bir köprü, terörün çaresizliğini gözler önüne serdi. Bölgedeki muhabir, “Teröristler bu yolların bağlantılarını koparmaya çalışıyor, iki köy arasındaki köprüyü havaya uçurdular” sözleriyle hain sabotajı aktardı. Suriye ordusu ise bu engellemelere rağmen operasyonlarına kararlılıkla devam ediyor.
foto: ahaber.com.tr
SİVİLLER İÇİN İNSANİ KORİDOR SEFERBERLİĞİ
Suriye ordusu bir yandan terörle mücadele ederken, diğer yandan sivillerin can güvenliğini sağlamak için yoğun çaba sarf ediyor. Deyr Hafir’den Halep merkezine gidiş için her gün 09:00-17:00 saatleri arasında açık olacak insani geçiş koridorları oluşturuldu. Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, “Her türlü senaryoya hazırız, teröristlerin Fırat’ın batısından çekilmesi yönündeki uyarılarımızı sürdürüyoruz” sözleriyle bölgedeki stratejik kararlılığı vurguladı. Terör örgütünün sivilleri kalkan olarak kullanma çabasına karşı ordunun “kalkan” operasyonu sürüyor.









