İran’da Trump alarmı: Washington’daki hareketlilik yakından izleniyor
ABD ile İran arasındaki gerilim yeniden tırmanırken, Washington’dan gelen sert mesajlar Tahran’da olası bir askeri operasyon ihtimalini gündeme taşıdı. İran güvenlik birimlerinin teyakkuzda olduğu değerlendirilirken, ABD basını Pentagon ve istihbarat kurumlarındaki olağan dışı hareketliliği yakından izliyor.
“ABD İRAN’A SALDIRIR MI?” SORUSU WASHİNGTON’DA MASADA
“ABD İran’a saldırır mı?” sorusu hem Washington kulislerinde hem de bölge başkentlerinde yakından takip ediliyor. A Haber Washington Muhabiri İrfan Sapmaz, Trump’ın kamuoyuna verdiği sert mesajlara rağmen askeri bir müdahale ihtimalini zayıf gördüğünü belirterek, Başkan Trump’ın söylemleri ile perde arkasındaki diplomatik adımlar arasında fark olduğuna dikkat çekti.
“TRUMP KAPALI DİPLOMASİYİ KULLANIYOR”
Donald Trump’ın açıklamalarında yüksek tansiyonlu ve caydırıcı bir dil kullandığını ifade eden Sapmaz, bunun doğrudan askeri harekât anlamına gelmediğini vurguladı. Beyaz Saray muhabirleri olarak Trump’ın “back-channel” olarak adlandırılan kapalı diplomatik kanalları etkin biçimde kullandığını gözlemlediklerini belirten Sapmaz, Gazze süreci ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerde de benzer bir yöntem izlendiğini hatırlattı.
PENTAGON’DAKİ PİZZA SİPARİŞLERİ NEDEN TAKİP EDİLİYOR?
Washington’daki hareketliliğin bir diğer dikkat çeken göstergesi ise Pentagon ve istihbarat kurumlarına verilen pizza siparişleri oldu. Amerikan ana akım medyasının, 1990’lı yıllardan bu yana olası askeri operasyonlar öncesinde bu tür dolaylı göstergeleri yakından izlediğini belirten Sapmaz, Pentagon, CIA (Langley), NSA, DIA ve Kongre gibi kritik merkezlerde mesai saatleri dışında yaşanan yoğunluğun gazeteciler için önemli bir sinyal olarak değerlendirildiğini ifade etti.
“BU TEK BAŞINA SAVAŞ GÖSTERGESİ DEĞİL”
Pizza siparişlerindeki artışın tek başına kesin bir askeri müdahale anlamına gelmediğini vurgulayan Sapmaz, buna rağmen gazeteciler açısından “acaba bir operasyon mu geliyor?” sorusunu gündemde tuttuğunu söyledi. Mesai bitimine rağmen otoparkların dolu olması ve kurumlarda devam eden hareketliliğin, Washington’da olağan dışı bir sürece işaret ettiğini kaydetti.
YAPAY ZEKALI HAMANEY GÖRSELİ NE ANLATIYOR?
Sosyal medyada dolaşıma giren, yapay zekâ ile oluşturulmuş Hamaney’in “pizza borsasını takip ettiği” görselin de bu algıya gönderme yaptığını belirten Sapmaz, Trump’ın sert ve caydırıcı mesajlarının ardından Tahran yönetiminin Washington’daki işaretleri dikkatle izlediği yönünde sembolik bir anlatım sunulduğunu söyledi.
Sapmaz, “Bu göstergeler savaş olacak anlamına gelmez ancak gazeteciler için belirsizliği ve ihtimalleri takip etmemizi gerektiren işaretlerdir” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’dan GKRY’ye sert tepki: Tanımlamalar yok hükmündedir
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, resmi temaslarda bulunmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) gitti. Yılmaz, KKTC Başbakanı Ünal Üstel ile Ercan Havalimanı’nda ortak basın toplantısı düzenledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerine, Kıbrıs Türk halkının egemenlik mücadelesinin öncü ismi merhum Doktor Fazıl Küçük’ü vefatının 42’nci yılında rahmet ve saygıyla anarak başladı. Son olarak KKTC’nin kuruluşunun 42’nci yıl dönümü vesilesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen Lefkoşa’ya bir ziyaret gerçekleştirdiklerini anımsatan Yılmaz, “Bu kadar sık ve yoğun gündemle geçen karşılıklı ziyaretler ülkelerimiz arasındaki müstesna ilişkilerin ve KKTC’ye verdiğimiz önemin açık bir yansımasıdır. KKTC’ye ilişkin her gelişmeyi yakından takip ediyor, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin huzur ve refahı için yorulmadan çalışıyoruz. Bizim için KKTC’nin egemen eşitliğinin yanı sıra kalkınması da milli bir davadır. Hem onurlu, eşit, egemen bir ülke olarak varlığını sürdürmesi hem de kalkınması, ekonomik refahını artırması bizim için önemli, ana hedeflerdir. Bu çerçevede, başka bir takım ülkeler, çevreler ne derse desinler KKTC vatandaşları asla yalnız değillerdir. Her zaman yanlarındayız” dedi.
“21 MİLYAR TL’LİK İŞ BİRLİĞİ PROGRAMI”
Ziyaretinin amacına ve programına ilişkin açıklama yapan Yılmaz, “Bu ziyaretimiz vesilesiyle, KKTC’nin devlet ve hükümet yetkilileri ile bir araya geleceğiz. Özel sektör temsilcileriyle, girişimcilerle de buluşmalarımız olacak. Ada’ya gerçekleştirdiğimiz önceki ziyaretlerimizde olduğu gibi, ülkelerimiz arasındaki iş birliğini nasıl daha ileriye taşırız, daha neler yapabiliriz, yeni fikirler bütün bunları değerlendirme imkanımız olacak. Bu kapsamda en önemli zeminimiz iktisadi ve mali iş birliği protokollerimiz. Geçen yıl, tarihimizin en büyük İktisadi ve Mali İşbirliği programını uyguladık, 21 milyar Türk liralık bir program. Gerçekleşme oranı olarak tarihteki en yüksek gerçekleşme oranına sahip iş birliği programı oldu. Eğitimde, sağlıkta, karayollarında, tarımda birçok alanda faaliyet yürütüldü. Temelini attığımız çok önemli projeler oldu. Bunlar arasında Lefkoşa Devlet Hastanesi her zaman anılmaya değer proje. Kıbrıs Türkü’nün sağlık alanındaki haklı olarak eleştirdiği hususları tamamlama noktasında boşluğu dolduracak inşallah. Küçük hastanelerde de çalışmalarımız sürüyor. Enerji konusunda da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yarın çok önemli projenin lansmanını yapacağız. Akıllı Ulaşım Sistemi Elektronik Denetim ve Akıllı Kavşak Projesi, dijitalleşme noktasında çok önemli bir adım. Ziyaret programımız kapsamında, Sayın Başbakan ve ilgili bakanların da katılımıyla KKTC iş dünyasıyla buluşmalarımız olacak. Girişimciliğe ayrı bir başlık açmak istiyoruz. Girişimcilik bir ülkenin kalkınmasının temel unsurudur. Kamu yatırımlarını özel yatırımların tamamlaması gerekir. Bu noktada önümüzdeki dönemde kadın ve genç girişimciler başta olmak üzere girişimciliği desteklemeyi hedefliyoruz” dedi.
“İNSANLIK DIŞI İZOLASYONA SON VERİLMELİDİR”
Anavatan ve garantör Türkiye olarak, Kıbrıs meselesinin en gerçekçi çözümünün, Ada’daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiğine dair inançlarını sürdürdüklerini vurgulayan Yılmaz, “Kıbrıs meselesinin, Ada’da iki ayrı halk ve iki ayrı devlet olduğu gerçeği temelinde adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulmasının anahtarı; Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Bunun asgari tezahürü; KKTC’yle doğrudan uçuşların, doğrudan ticaretin ve doğrudan temasların önünün bir an evvel açılmasıdır, neredeyse yarım asra ulaşan insanlık dışı izolasyona son verilmesidir. Bu gerçekleri görmeyip, Rum kesiminin Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı istismar ederek ortaya koyduğu tutum, sarf ettiği sözler yok hükmündedir, hiçbir şekilde kabul edilemez. Eleştirilecek, suçlanacak bir dönem arıyorlarsa dönüp Kıbrıs Türk halkının yaşadığı o zalimliğe baksınlar. Neler yaptıklarına ve bu noktaya nasıl geldiğimize baksınlar. Tarihi karartarak, hakikatlerin üstünü örterek hiçbir yere gidilemez. Böyle bir zihniyetle de nereye kadar yan yana durulabilir, bunu da Kıbrıs Türk halkının takdirine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.
“KKTC VE KIBRIS TÜRKLERİNİN YANINDA OLACAĞIZ”
Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaplarında, son dört yıldır dünya kamuoyunun huzurunda uluslararası toplumu KKTC’yi tanımaya; diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ettiğini anımsatarak, “Elbette iki devletin var olması gerçeği devletlerarası iş birliği yapılmasına engel bir husus değildir. Biz her alanda KKTC de garantör ülke olarak Türkiye de her alanda iş birliğinden yanadır. Yeter ki bu tüm Ada’da yaşayan insanların menfaatine olsun. Hem Kıbrıslı Türklerin hem Rumların herkesin menfaatine olacak, ortak çıkarların olduğu noktalarda iş birliği yapılmalıdır. Pratikten de biliyoruz ki bundan kaçan Türk tarafı değil Rum kesimidir. Biz, Birleşmiş Milletler’deki son görüşmelerde belirlenen başlıklarda kim, hangi adımı atmış diye baktığınızda bunu zaten rahatlıkla görebilirsiniz. Örnek verelim, enerji konusu. En kısa, en ucuz maliyetle bu Ada’ya enerjinin gelmesi ve Avrupa’daki sisteme entegrasyon Türkiye kanalıyla mümkün. Bu realiteyi görmeyip çok daha büyük ekonomik maliyetlerde, çok daha zor teknik koşullarda alternatif arayanların ne kendi halklarına ne Ada’ya faydaları olacağına inanıyorum. Sarsılmaz bir iradeyle KKTC’nin ve Kıbrıs Türklerinin yanında olacağız. Bundan hiç kimsenin en küçük bir endişesi olmasın. Uluslararası her platformda bu tarihi çağrının savunucusu olurken, sarsılmaz bir iradeyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında durmayı sürdürüyoruz. Kıbrıs Türk halkının her alanda meşru hak ve menfaatlerinin korunması için gerekli adımları atmaya ve Kıbrıslı Türklerin haksız ve gayriinsani izolasyonlarla kısıtlanmaya çalışılan haklarını savunmaya her koşulda devam edeceğiz. Zira bugün elde edilen her kazanım, bu kararlılığın ve ödenen bedellerin bir sonucudur. Kıbrıs Türk halkınca bugüne kadar elde edilen kazanımları ileriye götürmek için el birliğiyle, dayanışma ve iş birliği içinde, tam bir mutabakat halinde çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“HİÇ KİMSE KKTC İLE İLGİLİ FARKLI HAYALLER İÇİNE GİRMEMELİ”
Yılmaz, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı vesilesiyle düzenlenen törenlerde, ülkemizin Ada’daki askeri varlığına dair yapılan tanımlamaları da şiddetle kınıyoruz, reddediyoruz, yok hükmünde görüyoruz. Buradaki askerimiz 50 yıldır Ada’daki huzurun, sükûnetin güvencesi olmuştur. Sadece Türkler için değil Rumlar için de son derece huzurlu, güvenli, barış içinde bir yarım yüzyılın güvencesi olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Bu konulardaki üstenci dille yapılan yorumların asıl problemin nerede olduğunu yansıttığını düşünüyorum. Kıbrıs Türklerinin eşit egemenliğini içlerine sindiremedikleri sürece bir mesafe almamızın çok zor olduğu ortadadır. Kıbrıs Türk halkının her alanda meşru hak ve menfaatlerinin korunması için gerekli adımları atmaya ve Kıbrıslı Türklerin haksız ve gayriinsani izolasyonlarla kısıtlanmaya çalışılan haklarını savunmaya her koşulda devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlettir. Bölgesinde en büyük ekonomi konumundadır. Köklü bir tarihe, devlet geleneğine sahiptir. Burada hiç kimse KKTC ile ilgili farklı hayaller içine girmemelidir. Kıbrıs, Türk halkınca bugüne kadar elde edilen kazanımları ileriye götürmek için el birliğiyle, dayanışma ve iş birliği içinde, tam bir mutabakat halinde çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
ÜNAL ÜSTEL: REFAH SEVİYESİNİ ARTIRAN HEDEFLER DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞIYORUZ
KKTC Başbakanı Ünal Üstel ise “Kıbrıslı Türklerin gerçek ihtiyaçlarına göre proje yapan, projeleri uygulayan ve sonuç alan bir iradeyle yolumuza devam ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yürütülen bu süreçlerde; KKTC’nin ekonomik dayanıklılığını artıran, kendi ayakları üzerinde duran bir yapıyı hedefleyen ve halkın hayatını kolaylaştıran, refah seviyesini artıran hedefler doğrultusunda çalışıyoruz. Ve hedeflerimize de tek tek ulaşıyoruz. Biz hükümet olarak şunu çok net söylüyoruz. Biz laf değil, iş üreten bir anlayışı temsil ediyoruz. Ülkede uzun yıllar sağlanamayan, her yıl bozulan hükümetlerin aksine; dördüncü yılına siyasi istikrarını bozmadan giren bir hükümetiz. Hükümetimiz, KKTC tarihinin son dönemlerde kurulmuş en uzun soluklu hükümetidir. Bu istikrar sayesindedir ki, tüm ortak projelerde ve imzalanan tüm iktisadi ve mali iş birliği anlaşmalarında en yüksek gerçekleşme oranlarını sağladık. Yıllardır yarım kalan projeleri tamamlıyor, yıllardır yapılmayan reformları hayata geçiriyoruz. Elbette bu adımların her aşamasında; Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın güçlü desteğini görüyoruz” dedi.
ABD Başkanı Venezuelalı muhalif Machado’yu kabul etti: Nobel barış ödülünü Trump’a takdim ettim
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasının ardından Beyaz Saray’da Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado ile bir araya geldi. Öğle yemeği formatında gerçekleşen görüşme, ikilinin ilk görüşmesi oldu.
TRUMP’IN MACHADO HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ HALA GEÇERLİ
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, görüşme hakkında yaptığı açıklamada, “Başkanın bu toplantıyı sabırsızlıkla beklediğini ve Venezuela halkının çoğu için gerçekten olağanüstü ve cesur bir ses olan Machado ile iyi ve olumlu bir görüşme olmasını beklediğini biliyorum. Bu nedenle Başkan, ülkedeki gerçekler ve neler olup bittiği hakkında onunla konuşmayı açıkça sabırsızlıkla bekliyor” dedi.
Leavitt, ayrıca Trump’ın Machado hakkında daha önce yaptığı ve onun Venezuela’yı yönetmek için gerekli saygıyı kazanamadığı yönündeki değerlendirmesinin geçerli olduğunu söyledi. Machado, görüşmenin ardından Beyaz Saray dışında kendisini bekleyen destekçileri ile bir araya geldi.
“NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜNÜ TRUMP’A TAKDİM ETTİM”
Venezuelalı muhalif lider Machado, Beyaz Saray’daki görüşmenin ardından basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptı. Machado, ABD Başkanı ile yaptığı görüşmede, Nobel Barış Ödülü’nü Trump’a sunduğunu dile getirdi ancak Trump’ın ödülü kabul edip etmediği konusunda herhangi bir yorum yapmadı.
ABD Başkanı Trump, daha önceki açıklamalarında, “Machado’nun Venezuela’da iktidarın başına geçecek kadar halk arasında saygınlığının ve gücünün olmadığı” savunmuş ve bu sebeple mevcut Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ve hükümeti ile çalışacaklarını belirtmişti.
MADURO YÖNETİMİNE KARŞITLIĞIYLA BİLİNEN MACHADO KİMDİR?
Venezuela’da 1967 yılında doğan Maria Corina Machado, ülkesinde Devlet Başkanı Nicolas Maduro yönetimine karşı mücadelesi ile tanınıyor. 2002 yılında siyasete giren ve günümüzdeki Maduro aleyhindeki muhalefetin lideri olarak kabul edilen Machado, ilk kez 2012 yılında devlet başkanlığına aday olmuş, ancak muhalefet içindeki ön seçimleri kaybetmişti. 2023’te muhalefet içindeki ön seçimleri kazanarak 2024 Devlet Başkanlığı seçiminde muhalefetin adayı olan Machado, daha sonra yargı kararı ile kamu görevinde bulunmaktan men edilmesi sonucu yarıştan çekilmişti. Seçimlerde muhalefetin Maduro’ya karşı zafer ilan etmesinin ardından ülkedeki protestoların yüzü olan Machado, aldığı tehditler nedeniyle 1 Ağustos 2024’te kamuoyu önünden çekilmiş, Wall Street Journal gazetesine yazdığı bir mektupta tutuklanma ve öldürülme riski nedeniyle saklanmak zorunda olduğunu ifade etmişti.
Venezuela muhalefet lideri Machado, “Venezuela halkının demokratik hakları için gösterdiği mücadelesi” nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştü.
Machado, bu yıl kendisine verilen Nobel’i Trump’a vermek istediğini ifade etmişti. Trump ise, bunu “büyük onur” olarak gördüğünü ifade etse de Nobel Komitesi Nobel Ödülü’nün devredilemeyeceğini bildirmişti.
Fenerbahçe’de yaprak dökümü! Cenk Tosun ile yollar ayrıldı
Domenico Tedesco yönetimindeki Fenerbahçe’de beklenen ayrılık gerçekleşti. Sarı-lacivertlilerde, 34 yaşındaki golcü futbolcu Cenk Tosun ile yollar ayrıldı.
Fenerbahçe, Cenk Tosun’un sözleşmesinin feshedildiğini Türkiye Futbol Federasyonu’na bildirdi.
7 MAÇTA OYNADI
Cenk Tosun, bu sezon kadro dışı bırakılmadan önce Fenerbahçe’de 7 maça çıktı. Tecrübeli santrfor, bu müsabakalarda 72 dakika sahada kaldı ve 1 asist üretti.
34 yaşındaki santrforun güncel piyasa değeri 500 bin euro.
Eintracht Frankfurt altyapısında yetişen Cenk Tosun daha sonra Gaziantepspor, Beşiktaş, Everton ve Crystal Palace’ta oynadı.
Beyaz Saray: Trump’ın gözü İran’ın üzerinde | A Haber 2 kritik noktadan anbean aktarıyor
İran’daki protestolarda tansiyon düşmüş durumda ancak ABD tarafından yapılan açıklamalar gerilimi artırıyor.
Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada Trump’ın İran’a sivil ölümlerinin devam etmesi halinde ciddi sonuçlar olacağını söylediği belirtilerek “İran’da 800 idam durduruldu” denildi.
Beyaz Saray, İran’daki protestolar hakkında yaptığı açıklamada, “Dün gerçekleştirilmesi planlanan 800 idam durduruldu. Trump ve ekibi durumu yakından takip ediyor, tüm seçenekler masada” dedi.
İran’ın böyle bir kara almış olması tartışma konusu olurken İran’dan canlı yayın ile anbean gelişmeleri duyuran A Haber Tahran Muhabiri Ekber Karabağ son durumu değerlendirdi.

A HABER TAHRAN’DAN AKTARIYOR
A Haber Tahran Muhabiri Ekber Karabağ:Yani bu kısa sürede nasıl 800 kişi yargılandı da iddianame hazırlandı… Hani 2-3-5 deseydiniz biraz inandırıcı olurdu ama 800 idamın durdurulması. Bunlarla ilgili ne zaman iddianame hazırlandı, nasıl oldu, ne zaman mahkemeler yapıldı, yargı süreci nasıl yapıldı? Tabii bunların hepsi… Bilmiyorum yani bir propaganda mı desek, ne desek ama bu %100 gerçek değil, yani bunu söyleyelim. Gerçeği tartışmalı, bu şekilde desek daha doğru olur. Hani arka planda neler oluyor tabii bilemiyorsun siyasette, onu bilemiyorsun. Ancak iki günde, üç günde böyle bir şey mümkün değildir.

800 KİŞİ İÇİN KISA SÜREDE NASIL BÖYLE BİR KARAR ÇIKTI?
Bu rakam tartışmalı. Olaylar daha niteliği 2-3 gün oldu. Nasıl bu mahkemeler oluştu, bu tartışmalı bir mesele. Hatta esasında bu tartışma nereden çıktı? Bu idam meselesi… Özellikle bir kişinin üzerinde duruyorlardı. Kereç kentinde tutuklu bulunan bir kişiydi, İrfan Sultani. İki gün önceydi Batı medyasında bu kişinin ismi çıktı. İşte protestolar sırasında bu kişi tutuklandı ve şimdi de idama mahkum edildi diye bir haber yapıldı.
Ve zaten Trump ilk açıklamasında “Evet, benim güçlü tavrım dolayısıyla bu insan idamdan kurtuldu” dedi. Ancak İran yargısından sabah saatlerinde açıklama geldi. Dedi ki: “Esasında biz bu insanı idama da mahkum etmemiştik. Bu meselelerle suçlanıyordu, sıralamışlardı. Bizim yasalarımıza göre en fazla bu insan için hapis verebiliriz, ortada bir idam yok.” Gerçekten de böyle midir, öyle midir, değil midir; o da bir tartışma konusu.

PEK İNANDIRICI DEĞİL SİYASİ BİR MESELE
Donald Trump iki gün önce ne diyordu? “Sokaklarda kan dökülürse ben müdahale ederim” demişti. Şimdi belki bir şekilde İran’a müdahale etmemek istiyor. Bu tip şeyler, meselelerle… “Evet, İran 800 kişiyi öldürecekti, idam edecekti. Benim tavrım dolayısıyla idam etmedi, o yüzden ben artık saldırmıyorum oraya.” Yani saldırmak istemiyor. O yüzden bu rakamları, “Evet ben bakın ne kadar güçlüydüm, benim sözümden dolayı İran bundan vazgeçti…” Yani bunlar pek inandırıcı değil. Bir mahkeme oluşsun, ne zaman bu mahkeme oluştu, ne yapıldı? Ben hiç böyle bir şey görmedim. Sadece İran Yargı Kurumu Başkanı’nın mesela basında gördüm, birkaç tane bu protestocuyla görüşmesini gördüm. Onlarla görüşüyordu, nasıl oldu… Basında bu konuda şey… “Artık ne çabuk bunları aldılar, mahkemeye götürdüler şey yaptılar?” Dediğim üzere belki de bu tamamıyla siyasi bir meseledir.
Amerikan ana akım medyasının yorumlarına, özellikle de Pentagon’da 18 ayrı istihbarat servisinde çalışmış olan think-tank kuruluşlarında şu anda görev yapan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de “Döner Kapı Politikası” olarak adlandırılan ABD derin yapısının isimlerini sürekli olarak ileriye süren ABD ana akım medyasındaki bu isimlere göre de İsrail Başbakanı Netanyahu ile Donald Trump tamamıyla ayrı yollarda İran yönünde. Netanyahu bu saldırıların olmasını istiyor ancak Donald Trump buna karşı çıkıyor. O anlamda aralarında bir çatışma var kısacası.
A Haber Washinton Muhabiri İrfan Sapmaz da ABD’nin tavrını ve açıklamalarını şu şekilde değerlendirdi:
TRUMP TÜRKİYE’DEN BİR MESAJ ALMIŞ OLABİLİR Mİ?
İrfan Sapmaz’ın aktardıkları şu şekilde:
Pentagon’un belirli kesimleri arasında. Tam Pentagon diyemeyiz aslında. Özellikle de tabii Pentagon’un istihbarat servisi DIA… Özellikle onun içerisindeki bu derin yapılar, Netanyahu ile bağlantılı derin yapılar Trump’ın önüne sürekli olarak işte saldırılması gerektiği, Tahran’ın tamamıyla yönetiminin düşürülmesi gerektiği yönünde istihbarat raporları sunuyorlar. Ancak Donald Trump ne MOSSAD’a ne de kendi istihbarat servislerine tam anlamıyla güveniyor diyebilirim. O anlamda da Donald Trump Yani Hakan Fidan’ın başlattığı bu görüşmeler üzerinden Türkiye’den bir mesaj almış olabilir mi? Onun için de İran’a yönelik olası bir saldırıda geri adım atmış olabilir mi?
ABD BAŞKANI NE MOSSAD NE DE CIA’E GÜVENİYOR
Donald Trump sorusunun cevabı şu aslında: Çünkü Donald Trump kendi deyimiyle söylüyorum; ne MOSSAD’a güveniyor ne CIA’ye güveniyor. Onun için de kendi ortaklarıyla, bir anlamda Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ki burada bölgedeki en önemli isimler, onlardan alacağı özel bilgiler, Suudi Arabistan, Katar gibi Birleşik Arap Emirlikleri gibi çeşitli kanallarla bağlantıları da var. Yani kendi istihbarat servislerine güvenmediği için de işte Steve Witkoff gibi Jared Kushner gibi çevresindeki özel isimlerle de sürekli temasını sürdürüyor bölgeyle ilgili. Çünkü bir oyunun içine çekilmek istendiğinin çok farkında, özellikle Donald Trump, Netanyahu, Netanyahu’nun ABD’deki bu derin yapı içerisindeki uzantıları tarafından.
Yani genel bir Amerikan politikası demeden öte, Donald Trump’ın genel bir politikası nedir? Bana göre belki de Suudi Arabistan Prensi Muhammed bin Selman’ın aldığı bu karar Donald Trump’ı son derece memnun etmiş olabilir. Her ne kadar Pentagon içerisindeki bu derin yapıyı ya da istihbarat toplumu içerisindeki bu derin yapıyı, Netanyahu ile bağlantıda olanları memnun etmese de. Onun için bunlara ben hep dikkat ederseniz Banu ayrım yaparak anlatmaya çalışıyorum. Yani yaptığım buradaki yorumlarda Amerikan ana akım medyasına, istihbarat topluluklarına, Pentagon’a dayandırıyorum ve tarafları belirlemeye çalışıyorum. Yani Amerikan ana akım medyası dediğimiz zaman kim? Washington Post, New York Times, CNN International gibi bunların içerisinde yüzde 8,5-9’a varan bu derin yapının payları var. Bu biliniyor, bu bir sır değil. Onun için Donald Trump da bunları çok şüphesiz çok iyi biliyor.
Onun için atacağı tüm adımlarda çok taraflı raporlara bakıyor, özel bilgilere bakıyor, özel ilişkilerine bakıyor. Sayın Cumhurbaşkanının bu anlamda, Sayın Cumhurbaşkanının bu anlamda İran’la ilgili en azından Hakan Fidan üzerinden, en son yaptığı görüşmede bu ne kadar gündeme geldi bilmiyorum. Bu anlamda Donald Trump bunları da dikkate aldığını düşünüyorum. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte hem Hakan Fidan hem de Cumhurbaşkanının etrafındaki ekiple ilgili de hatırlayacaksınız Donald Trump, “Bu insanlar çok zeki ama bu çok hoşuma gitmiyor, bu kadar zeki olmaları” demişti. Yani orada bir iltifatta bulunmuştu hatırlayacaksınız. Donald Trump’ın böyle bir güzel tarafı var. Ne anlamda? Sadece kendi ülkesinin istihbarat servisleri tarafından masasına konulan raporlara güvenmeden kendi özel kanallarıyla da, ki Donald Trump’ın en çok uyguladığı “Back Channel” dediğimiz arka kapı diplomasisini Donald Trump çok iyi okuyor, çok iyi kullanıyor ve hem Ukrayna meselesinde hem Venezuela meselesinde hem de Gazze meselesinde zaten bunları gördük açıkça.
TRUMP ‘GİDİP İRAN’I VURALIM YERLE BİR EDELİM’ POLİTİKASINI İZLEMİYOR
Amerika deyince tek başına Amerika Birleşik Devletleri topyekün işte Donald Trump istihbarat topluluklarıyla, Pentagon’la ya da tüm sistemle ortak hareket ediyor demek değil demiştim. Bunu İran için de söylüyorum. Çok özel bilgilere dayanarak söylüyorum. Şu anda Hamaney, işte oğlu Mücteba Hamaney ki Devrim Muhafızları’nın başında ve Mesud Pezeşkiyan İran’la bir savaş istemiyorlar. Ve kesinlikle de masaya oturma taraftarılar. Onun için de şu anda Devrim Muhafızları içerisinde de çok ciddi bir bölünme var. Hamaney ve oğlu Mücteba Hamaney tam anlamıyla Devrim Muhafızları’nı kontrol ediyor dememiz doğru değil. Devrim Muhafızları içerisinde gerek İsrail’le, gerek işte daha önceki yayınlarımızda dile getirdin İngiltere’yle, MI6’la, CIA’le birçok yerle de bağlantıları var. Donald Trump bunları ben biliyorsam, Donald Trump şüphesiz bunları biliyor. Onun için Donald Trump da İran’dan çıkan seslere “topyekün bir ses çıkıyor, hadi gidelim İran’ı vuralım, yerle bir edelim” gibi bir politika izlemiyor.









