Trump’ın çağrıları İsrail’in tehdidi: İran sokaklarında “Mossad” etkisi mi?
İran’da yerel para biriminin döviz karşısında hızla değer kaybetmesi ve yaptırımların ekonomide yarattığı baskı, ülke genelinde protestoları beraberinde getirdi. Tahran başta olmak üzere birçok kentte sokaklar karışırken, A Haber’e konuşan uzman isim yaşanan sürecin önceki protesto dalgalarından farklı bir tabloya işaret ettiğini belirterek konuyu detaylandırdı.
“PROTESTO ÖNCEKİLERDEN FARKLI BİR TABLO VAR”
Akademisyen İran Uzmanı Doç. Dr. İsmail Sarı, İran’da geçtiğimiz günlerde başlayan ve dün gece şiddetlenen protestolarda farklı bir tablonun oluştuğuna dikkat çekerek, yaşanan önceki protestolarla olan farkını şu sözlerle açıkladı:
“İran’da bugünü farklı kılan bir şey var. Aslında İran’a baktığımız zaman, devrim sonrası İran’a baktığımız zaman hem içeride hem dışarıda birtakım problemlerle çok fazla uğraştı. Devrim sonrası İran-Irak savaşı oldu. Daha sonrasında ABD’nin ciddi anlamda izolasyonuna ve yaptırımlarına maruz kaldı. En son Haziran’da İsrail’in saldırıları söz konusu oldu. Dış tehditler her zaman var oldu. Ama içeriye baktığımız zaman, içerideki protesto döngüleriyle bu dış tehditlerin paralel geldiği hiçbir zaman olmadı.
(fotoğraf – ahaber.com.tr – ekran görüntüsü)
“PROTESTOLARDA İSRAİL TEHDİDİ…”
Bugün diğer protestolardan farklı olarak hem bir dış tehdit var, ABD ve İsrail, özellikle İsrail tehdidi söz konusu… ama daha fiili anlamda, daha görünür, daha gerçekçi olan bir İsrail’in ikinci tur saldırı tehdidi söz konusu. Bununla beraber içeride protestoların niteliği itibariyle de marjinal kesimlerin, özellikle de etnik rengi de söz konusu olan siyasal protestoları görüyoruz. Şimdi 28 Aralık’ta normalde bu protestolar elektronik çarşısının, Tahran’daki elektronik çarşısının esnafının bir döviz protestosu olarak başladı. Bu daha sonra Tahran’ın etrafındaki şehirlere, büyük şehirlere de yayıldı; Meşhed gibi, İsfahan gibi, Şiraz gibi şehirlere yayıldı. Ama bunlar kısa zamanda duruldu. Daha küçük şehirlerde başladı, Loristan bölgesinde, işte yine Kürtlerin olduğu bölgede küçük grupların, daha marjinal grupların olduğu protestolar şeklinde oldu. Ama bu gruplar yükselmeye ve şiddet eylemlerinin biraz daha kitleselleşmeye başladığını görüyoruz ve artık bu küçük grupların tekrar büyük şehirlere bir dalga olarak yansıdığını, bir nevi rejimin kalesi diyebileceğimiz Meşhed’de kitleselleşebilecek gösterileri görüyoruz.
(fotoğraf – ahaber.com.tr – ekran görüntüsü)
İRAN’DA FARKLI BİR SÜREÇ Mİ SÖZ KONUSU?
Bu protestoların geleceğini belirleyecek üç parametreden bahsedebiliriz. Birinci parametre; bu gösteriler coğrafi anlamda ne kadar genişleyecek? Yani önceki, az önce saydığım 2009, 17, 19, 22 gösterileri daha kitleseldi. Bu gösterilere baktığımız zaman daha lokal gösteriler olarak karşımıza çıkıyor. Bu kitleselleşecek mi? İkinci olarak; sosyolojik kombinasyon. Şimdi buraya baktığımız zaman normal İran vatandaşının, günlük hayatını yaşayan, sıradan İran vatandaşının bu gösterilere çok fazla ilgi göstermediğini görüyoruz. Orta sınıf diyeceğimiz ya da orta-alt sınıf diyeceğimiz, daha çok belirleyici olan kesimin buraya çok fazla itibar göstermediğini görüyoruz. Çünkü İran halkı bir “Suriyelileşme” tehlikesini hissediyor ve bundan ciddi anlamda korkuyor. Bununla beraber Haziran ayında zaten büyük bir saldırı söz konusu oldu. Bununla beraber Trump’ın söylemleri söz konusuyken, İran halkının böyle bir ortamda sokağa çıkmanın bir fayda sağlayacağını ya da bir şeylere çözüm olacağını düşünmesi zaten mümkün değil.
Şimdi Trump’ın söylemlerine baktığımız zaman, Trump kitleleri sokağa çağırırken onlara bir koruma şemsiyesi aslında vaat etmiş oluyor. İlk etapta kitlelerin sokağa çıkmamasında ya da çok fazla eylem görmememizde biraz da tabii ki korku, endişe söz konusu. Ama Trump’ın bu söylemleriyle beraber bazı gruplar “tabii bunları tırnak içerisinde söylüyorum; bazı marjinal gruplar, bazı etnik terör grupları” bundan cesaret aldılar.”
(fotoğraf – ahaber.com.tr – ekran görüntüsü)
TRUMP İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ Mİ İSTİYOR?
Bir sokağa Trump adının verilmesine ilişkin marjinal hareketlere ilişkin konuşan Sarı, “Bunun İran halkında bir karşılığının olması mümkün değil. Nihayetinde Trump’ın İran’da bir rejim değişikliği düşündüğüne dair de benim bir inancım yok açıkçası. Yani ABD’nin temel politikalarına baktığımız zaman, İran’a yönelik 79’dan bu yana takip ettiği politikalara baktığımız zaman; her ne kadar söylemsel olarak sürekli bir rejim değişikliğinden bahsetse, İran’ı şeytanlaştırma, İran rejimini illegalize etme yönünde söylemsel anlamda sürekli bu ifadeler kullanılsa da, ABD’nin Ortadoğu politikaları açısından İran çok ciddi anlamda kullanışlı bir aparat. Ve bölgenin dizaynında, bölgedeki birtakım değişikliklerde ya da bazen statükonun korunmasında, Arap Baharı’nda da olduğu gibi, İran ciddi anlamda ABD politikalarıyla uyumlu.
Bununla beraber İran tehdidi Körfez’in ABD’ye yaklaşmasında ya da bölge dengeleri açısından da ABD için gerekli. Tabii bu aşamada İsrail’in politikaları ön plana çıkıyor. İsrail daha önce evet rejim değişikliği noktasında o da karşıydı. Her ne kadar söylemsel olarak ABD gibi o da sürekli rejim değişikliğinden bahsediyor olsa da, o da benzer şekilde hem bölgedeki saldırgan politikalarının meşrulaşmasında, Körfez’in İsrail’e yaklaşmasında İran tehdidini kullanışlı buluyordu. Ama artık İran tehdidine gerek kalmadı. Yani son saldırılarla beraber İran tehdit olmaktan çıktı.
ABD’NİN İRAN’DAKİ AMACI KAOS MU?
Burada bir kaos muhtemelen. Kitleleri hareketlendirerek rejimin zayıflatılması ve beraberinde nükleer müzakerelere ve ekstra balistik füze müzakerelerine İran’ı zayıf bir şekilde oturtmak.” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Fidan’dan net mesaj: Halep’te paralel yapı ortadan kalkmalı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı canlı yayın programında Türkiye’nin dış politika gündemi ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
(FOTO: AA )
Suriye’de yaşanan son gelişmelere ilişkin Fidan, “SDG, PKK’nın uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle ya da güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla herhangi bir şey yapma şansı yok, kendiliğinden. Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.” diye konuştu.
YPG/SDG’nin Suriye’de Şam yönetimine karşı uzlaşmaz tutum takındığını vurgulayan Hakan Fidan, “Eğer kabul etmezsem de işte bölgedeki ve küredeki diğer aktörleri yanıma çağırırım, onlarla DEAŞ (ile sözde mücadele) üzerinden geliştirdiğim bir şeyler var. O hikayeden kaynaklı işte bazı senatörlerle görüşmeleri vesaireler oluyor. İsrail’le sürekli giden bir şeyleri var, görüşmeleri.” ifadelerini kullandı.
Fidan, terör örgütü YPG/SDG’nin bu yaptıklarıyla bir yere varamayacağını görmesi gerektiğini vurgulayarak “Bu ilişki sizi bir yere götürmez. Yapacağınız şey, bölgenin sahici insanlarıyla sahici çözümler içinde bulunmak. Bu maksimalist tavırlar, bu aldatıcı şeyler yani sürekli biz anlaşmadan, diyalogdan yanayız ama gerçekte tam tersini yapan, çelik çekirdek durumu bir santim bile pozisyonu değiştirmeyen, sadece güç gördüğü zaman, güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor, herkes biliyor.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Fidan, bunu baştan beri dile getirdiğini; ilgili birimlerin, Türk istihbaratının ve diplomatların bu konuyu muhataplarıyla görüştüğünü hatırlatarak şunları kaydetti:
“SDG’ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı, şu anda Halep’ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben sürecin inşallah yakın zamanda bitip, oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp, Halep’te tek bir devletin bütün vatandaşlarına hangi etnisiteden olursa olsun, tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur.”
“ŞİDDETE BAŞVURMADAN GİDİLECEK YOL BELLİ, OLMASI GEREKEN ŞEY DE BELLİ”
Dışişleri Bakanı Fidan, entegrasyon uygulamasının oldukça gerçekçi bir proje olduğunu söyleyerek gerçekçi olmayan şeyin “bu konuya girmede PKK’nın gönlünün bulunmaması” olduğunu söyledi.
Bunu mecbur kılacak şartların oluşması gerektiğinin altını çizen Fidan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“ABD’nin ve Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki aktörlerin ortaya koyacağı tercihler, tavırlar, çözüm önerileri önemli ama tekrar tekrar söylüyorum, şiddete başvurmadan gidilecek yol belli, olması gereken şey de belli. Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var. ABD’nin de istediği bir resim var, bunlar burada örtüşüyor. Sadece burada İsrail örtüşmüyor. İsrail böl, parçala yönet, etraftaki ülkeleri zayıf tut taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG’nin bunu bırakması lazım. Artık bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemiş. Daha sonra politika yapma adına, değer sahiplenmesine başlamışsın.”
Bunun bölgenin realitesine aykırı olduğunun altını çizen Fidan, hususlardan çıkıp, bölge ile sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa bunu yerine getirmeleri gerektiğini belirtti.
Hakan Fidan, “Gerçekten, Kürtlerin geleceğini düşünüyorlarsa, onların maslahatını düşünüyorlarsa, onları bölge haklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içerisinde durması lazım.” diye konuştu.
Bu musibeti yaşamaya gerek olmadığını, terör örgütü YPG/SDG’nin artık bu çizgiden çıkması gerektiğini belirten Fidan, “Artık barış, diyalog yoluyla olması gereken çizgiye gelsinler.” dedi.
“100 YILLIK DERİN UYKUSUNDAN BU COĞRAFYA ARTIK UYANDI”
Suriye’nin tarihinden kaynaklı ve yakın tarihinden devraldığı sorunları olduğunu söyleyen Fidan, temel sorunun, bölgenin sorunlarına başka bir aklın bir amaç doğrultusunda etki etmeye çalışması olduğunu vurguladı.
Fidan, sorunların kendi kendine sönebileceğini ancak dışarıdan müdahale olduğunda sorunların farklı bir şekle bürünebileceğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Biz Yemen’deki konuları, Somaliland’daki parçalanmayla ilişkili konuları, Sudan’daki konuları, Suriye’deki konuları yakından baktığınız zaman aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların, bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu, bir emare. Bu konuda zarar gören ve görme potansiyeli olan bölge ülkeleriyle de bu konuda biz hemfikiriz.”
Son günlerde yaptığı temaslara da işaret eden Fidan, herkesin bu çerçeveyi gördüğünü ve farkında olduğunu aktardı.
Fidan, “İslam dünyası uyandı, çok şükür. 100 yıllık derin uykusundan bu coğrafya artık uyandı. Bir araya geldiğimiz zaman ne yapabileceğimizin artık farkına varıyoruz ve bir araya gelmemiz gerektiğine inanıyoruz.” dedi.
ABD’nin dünyada “jandarmalık” yapmaktan çıkıp konuyu bölge ülkelerine bırakmasının Türkiye’nin de perspektifiyle örtüştüğünü belirten Fidan, “Artık bölge ülkelerinin olgunluk seviyeleri, bölgesel kapasiteleri ve birbirlerini tanımaları ve ulus devlet olgunlaşmaları bir noktaya ulaşmış durumda. Burada sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin ortak vizyonların ortaya çıkacağına inanıyorum.” diye konuştu.
GAZZE’DE İKİNCİ AŞAMA
Gazze’deki ateşkes halinin ikinci aşaması hakkında sorulan soruya Fidan, “Bu noktada koordinasyonu yapan bizle beraber ABD’nin açıklamasını bekliyoruz. Görüş alışverişleri var. Belli mekanizmalar var.” yanıtını verdi.
Fidan, bu konuda Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüğünü hatırlatarak ikinci aşamaya geçişin belli şartları olduğunu söyledi.
Bakan Fidan, “Biz esas itibarıyla Gazze’ye bakan, Filistin’e bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz ama İsrail sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor. Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil. Uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı, bu anlaşmaya uyuyormuş gibi görünerek gitmeye çalışan bir İsrail var. ” ifadelerini kullandı.
Burada bir inat olduğunu ve bunun bir sabır oyunu olduğunu söyleyen Fidan, Türkiye’nin müttefikleriyle, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları hayata geçirmede yılmadan mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.
Hakan Fidan, “Önümüzdeki günlerden itibaren bu deklarasyon yapılır, gelecek haftadan itibaren bekleyebiliriz.” dedi.
Bazı teknik detayların bulunduğunu belirten Fidan,”Gazze’yi yönetecek komitenin tam olarak netleşmesi için bir iki konu var, onun çözülmesi bekleniyor. O da çözüldükten sonra zannediyorum sürece başlayabileceğiz.” diye konuştu.
Başkan Erdoğan’ın Filistinlilerin kış şartlarında barınma konularında çok hassas olduğunu söylediğini aktaran Fidan, bölgede kış şartlarında yaşanan barınma sorununa işaret etti.
Fidan, bu sorunun giderilmesi için, Türkiye’nin çadırlar gönderdiğini ancak her zaman çadırların etkili olmadığını ve girişlerde problem olabildiğini kaydetti.
Bakan Fidan, bölgede konteynerlerin kullanılmasının daha iyi olabileceğini belirtti.
ULUSLARARASI İSTİKRAR GÜCÜ
Uluslararası istikrar gücünde Türkiye’nin yer almasına ilişkin sorulan soruya Fidan, “Bu konuda bizde siyasi irade var. Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde; ‘Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır.'” değerlendirmesini yaptı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin koordinasyon şartı getirdiğini söyleyen Fidan, Gazze’nin, Mısır’a ve İsrail’e sınırdaş olduğunu hatırlattı.
Hakan Fidan, Türkiye’nin insani yardım, yeniden yapılanma ve barış gücü dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazır olduğuna ve ancak henüz netleşmeyen noktalar olduğuna işaret etti.
İSRAİL’DEN YAPILAN PROVOKATİF AÇIKLAMALAR
Sosyal medya üzerinden İsrailli kabine üyeleri tarafından yapılan açıklamalara ilişkin soruya, Fidan, “Bu istisna olmaktan çıkıp, günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda.” yanıtını verdi.
Fidan, bunun dikkat çekilmek için yapıldığına işaret ederek “Ben Erdoğan ile savaşıyorum, ben Fidan ile savaşıyorum gibi duygulara girecekler. Çünkü onlarda azınlık partilerine mensup, ciddi görevleri olmayan bakanlar.” diye konuştu.
İsrail’de ortaya konan fanatik tavırlardan Türkiye’nin etkilenmediğini söyleyen Fidan, bölgedeki bazı aktörlerin daha da fazla uyanmasına sebep olduğunu kaydetti.
Fidan, 21. yüzyılda soykırım yapan bir ülkenin Türkiye’yi aşırı radikal ama kendisini son derece modern göstermeye çalıştığını ancak insanların artık buna inanmadığını dile getirdi.
Bakan Fidan, “Sen bu yalanı on yıllardır devam ettirerek orada bir yalan imparatorluğu kurmuşsun, dünyada bir illüzyon oluşturmuşsun, siyonizm adına ve bu illüzyon üzerinden orada şunu yap burada bunu yap.” dedi.
İki bakandan SDG’ye uyarı!İKİ BAKANDAN SDG’YE UYARI!
Bakan Fidan’dan Suriye mesajı!BAKAN FİDAN’DAN SURİYE MESAJI!Trump’tan Venezuela petrolü mesajı: Kararı biz vereceğiz
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’daki ofisinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump, petrol ve doğalgaz şirketleri yöneticileriyle gerçekleştirdiği toplantıda ABD’nin Venezuela petrol endüstrisine müdahalesine ilişkin, “Venezuela ile birlikte çalışacağız. Hangi petrol şirketlerinin ülkeye girmesine izin verileceği konusunda kararı biz vereceğiz” dedi.
Detaylar geliyor…
ABD basınından Gazze Barış Kurulu iddiası!ABD BASININDAN “GAZZE BARIŞ KURULU” İDDİASI!
Trump ABDnin savunma bütçesi hedefini açıkladıTRUMP ABD’NİN SAVUNMA BÜTÇESİ HEDEFİNİ AÇIKLADI
Trumptan ICE olayına skandal savunmaTRUMP’TAN ICE OLAYINA SKANDAL SAVUNMA
ABD’nin Venezuela planı ortaya çıktıABD’NİN VENEZUELA PLANI ORTAYA ÇIKTI
ABDnin kaçırdığı Maduro’nun bilinmeyen hikâyesi!ABD’NİN KAÇIRDIĞI MADURO’NUN BİLİNMEYEN HİKÂYESİ!Dışişleri Bakanı Fidan’dan net mesaj: Halep’te paralel yapı ortadan kalkacak
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı canlı yayın programında Türkiye’nin dış politika gündemi ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026’nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.
ATEŞKES SÜRECİ
Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye’nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze’deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti;
“HALEP’TE PARALEL YAPI ORTADAN KALKACAK”
Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG’ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep’ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep’te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.
Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika’nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail “böl, parçala, yönet” taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG’nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa… Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.
“DİYALOG YOLUYLA OLMASI GEREKEN YERE GELSİNLER”
Şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan’ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.
“BÖLGE ÜLKELERİNİN YAKIN TARİHİNDEN DEVRALDIĞI SORUNLARI VAR”
Suriye’nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var, bütün bölge ülkelerinin var. Temel sorun, bu sorunlara dışardan başka bir aklın, bir iradenin bir amaç doğrultusunda etki etme çabası. Bu sorunlar kısık ateşte durabilir ama dışardan ciddi müdahale ettiğiniz zaman birdenbire farklı bir şekle dönüşebilir. Biz Yemen’deki, Somaliland’daki, Sudan’daki ve Suriye’deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların buradan bir bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu bir emaredir. Bu konuda zarar gören bölge ülkeleriyle de hemfikiriz. Dün Umman Dışişleri Bakanı buradaydı, az önce Suud Dışişleri Bakanı ile konuştuk, diğerleriyle de konuşuyoruz. Herkes bu durumu takip ediyor.









