Suriye sahasında dengeler yeniden kuruluyor. Şam yönetimi, terör örgütü PKK/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG’ye tanınan sürenin dolmasıyla birlikte Halep’teki terör mevzilerini “meşru hedef” ilan etti. Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen “Gereğini yaparız” mesajlarının ardından, bölgedeki kritik süreç A Haber canlı yayınında masaya yatırıldı.
İşte Suriye’deki son gelişmeler ve uzmanların A Haber canlı yayınındaki değerlendirmeleri;
07 Ocak 2026
HALEP’TE TERÖR MEVZİLERİNE ‘SINIRLI OPERASYON’!
Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki gerilimin yeni olmadığını belirten Karabacak, “Günün en önemli gelişmesinden başlayalım; Suriye ordusu, Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde bir sınırlı askeri operasyonun icra edileceğini duyurdu. Aslında bu iki mahalledeki gerginlik anında gelişen bir gerginlik değildir; aylardır devam ediyor. Dün saat 7.30 akşam saatlerinde bu iki mahalleden mevzilenen SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG, sivil yerleşim alanlarına ve Suriye ordusunun mevzilerine saldırılarda bulunmuştu. Bu saldırıların üzerine artık burada bir askeri gelişme yaşanmaya başladı.” sözleri ile operasyonun gerekçesini aktardı.
SİVİLLER HEDEFTE: BİR AYDA 20 CAN KAYBI
Terör örgütünün bölgedeki sivil popülasyonu kasten hedef aldığını vurgulayan Karabacak, “Örgüt burada sürekli ana yolları, ticari alanları ve sivil yerleşim alanlarını hedef alıyor. Son bir ayda bu iki mahallede mevzilenen terör örgütü PKK/YPG, Halep’in çok kalabalık mahallelerine havan ve topçu saldırısı düzenliyor. Bu süreçte neredeyse 20 sivil hayatını kaybetti, 150’den fazla sivil yaralandı. Ayrıca 25’ten fazla Suriye ordusu mensubu yaşamını yitirdi. İçişleri Bakanlığı ise söz konusu iki mahallede güvenlik çemberi oluşturmaya başladı.” diyerek bilançoyu özetledi.
TAHLİYE KORİDORU VE ŞİDDETLİ ÇATIŞMALAR
Ordunun operasyon öncesi siviller için tahliye noktaları belirlediğini ancak çatışmaların şiddetlendiğini kaydeden Karabacak, sahadaki son durumu anlattı ve “Suriye ordusu mahallelerin tahliye edilmesi gerektiğini açıkladı. Sivillerin tahliyesi Avarid ve Zuhur sınır noktalarından gerçekleşiyor. Tahliyelerin sabah 8 ile öğleden sonra 15’e kadar devam edeceği bildirilmişti. Tahliye edilen aileler Halep Valiliği tarafından oluşturulan toplu barınma merkezlerine yerleştiriliyor. Ancak şu an itibarıyla mahallelerde ağır ve hafif silahlarla şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Suriye ordusu bölgeye zırhlı araç, tank, havan ve topçu birlikleriyle takviye yaparak örgütün mevzilerini hedef alıyor.” dedi.
07 Ocak 2026
“SDG’NİN ‘D’Sİ DEMOKRASİ DEĞİL, İŞGALDİR!”
Terör örgütünün isim oyununa dikkat çeken A Haber canlı yayınına katılan Stratejist Dr. Mehmet Bozkuş, SDG adının algı oluşturmak amacıyla kullanıldığını vurguladı. Bozkuş, “SDG adıyla sanki çoğulcu ve kapsayıcı bir yapı varmış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa Arap aşiretlerinin önemli bir kısmının, özellikle son süreçte SDG’den ayrılma eğiliminde olduğunu biliyoruz. Suriye Kürtlerinin de tek bir ideal ve siyasi çizgide birleşmiş homojen bir yapı olduğu iddiası doğru değil. PKK ile bazı Kürt aşiretleri arasında geçmişten gelen ciddi çatışmalar var. Pek çok Kürt aşiret lideri PKK tarafından katledildi.” ifadelerini kullandı.
TEL RIFAT VE KOBANİ GERÇEĞİ
Örgütün bölge halkı üzerindeki baskısına değinen Bozkuş, Tel Rıfat örneğine dikkat çekti ve “Tel Rıfat, Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölgeydi. PKK’nın buradaki varlığının ardından birçok Kürt Kobani’ye gitmedi. El Bab çevresindeki çadır kentlerde, bir gün Tel Rıfat’ın özgürleşeceği ve evlerine dönebilecekleri umuduyla yaşadılar. SDG yapısı kendi içinde ciddi sorunlar barındırıyor. İki Arap aşiretinin örgütten ayrılması da bunun açık göstergesidir. SDG ismi, hak aramak için değil, hakları işgal etmek ve gasp etmek amacıyla kullanılan bir isimdir.” dedi.
İSRAİL’İN “DAVUT KORİDORU” VE TERÖRİSTAN HAYALİ
Bölgedeki kaosun asıl kazananının İsrail olduğunu vurgulayan Bozkuş, çok uluslu bir terör yapılanmasına işaret ederek, “Bu yapının arkasındaki ülkelerin temel hedefi Türkiye’yi yıpratmak ve bölgedeki etkisini kırmaktır. Dört ülkeden toprak alarak sözde bir yapı kurma hayali taşıyorlar. Ancak bu planların İsrail’in bölgesel stratejileriyle nasıl örtüştüğünü görmezden geliyorlar. Kürt halkının haklarını savunmak yerine, onların duygu ve beklentilerini istismar eden bir yapıdan söz ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bozkuş, İsrail’in izlediği politikaya ilişkin ise, “İsrail, bölgede etnik ve mezhepsel çatışmaları körükleyerek varlığını sürdürmeye çalışıyor. Güçlü ve istikrarlı bir Suriye yerine, kendisine bağımlı ve istikrarsız bir Suriye hedefleniyor. Bu yaklaşım İsrail açısından bir güvenlik stratejisi olarak görülüyor.” dedi.
7 MİLYAR DOLARLIK PETROL GELİRİ
Örgütün kontrol ettiği bölgelerin ekonomik boyutuna da dikkat çeken Bozkuş, “SDG, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 33’ünü kontrol ediyor. Bu bölgeler petrol, tarım, elektrik ve su kaynakları açısından son derece stratejik. Sadece bu yıl petrolden yaklaşık 7 milyar dolar gelir elde ettikleri görülüyor. Tişrin ve Tabka barajlarıyla birlikte elektrik ve su hatları da örgütün kontrolünde.” ifadelerini kullandı.
07 Ocak 2026
İSRAİL’İN “DAVUT KORİDORU” PLANI VE İSTİKRARSIZLIK VURGUSU
Bölgedeki istikrarsızlığın arkasında İsrail’in stratejik hedeflerinin bulunduğunu vurgulayan Uluslararası Güvenlik Uzmanı Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, sürecin iki temel başlıkta tıkandığına dikkat çekti. Özcan, “İkiliklerden bahsetmemizin iki ana nedeni var. Birincisi askeri entegrasyondu. SDG’nin yeni Şam yönetimiyle birlikte hareket etmesi, tek bir ordu yapısı içerisinde yer alması öngörülüyordu. Ancak görüyoruz ki SDG, önceki militer yaklaşımını sürdürmeye çalışıyor. İkincisi ise iktisadi boyuttu. Özellikle Rakka ve Deyrizor’daki petrol kaynaklarının Suriye halkı için kullanılması son derece kritik bir konuydu. Suriye’de istikrar; siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal unsurların birlikte işlemesiyle mümkün. Ancak Halep’te başlayan süreç, sistem içerisinde ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu da ortaya koydu,” dedi.
Özcan, Halep’te yaşanan gerilimin daha geniş çaplı bir tırmanma riski taşıdığına işaret ederek, “Bu kırılganlığın temel nedeni, İsrail’in SDG yapısını araçsallaştırarak istikrarsız bir Suriye politikası izleme çabasıdır. Mutabakatın zayıf noktaları, İsrail’in bu stratejisiyle doğrudan bağlantılıdır,” ifadelerini kullandı.
“KADİFE ELDİVEN İÇİNDEKİ DEMİR YUMRUK!”
Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine ve bölgedeki stratejik yaklaşımına da değinen Özcan, “İsrail, bölgedeki jeopolitik dengeyi bozmayı hedefliyor. Türkiye ise buna kesinlikle izin vermeyecek. Uzun süredir Suriye’de istikrarın sağlanması ve yeni yönetimin güçlü, kalıcı ve bütüncül bir yapıya kavuşması için çaba sarf ediyoruz. Son bir yılda gelinen nokta bunun göstergesi. Ahmet Şara’nın Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşma, ABD Başkanı Trump’la görüşmesi ve yaptırımların kaldırılması önemli gelişmelerdir. Ancak ABD, İsrail ve SDG/YPG üçgeninde bölgesel jeopolitiğin derin şekilde etkilendiğini görüyoruz,” dedi.
Özcan, İsrail’in SDG/YPG’yi bir “ara yüz” olarak kullandığını belirterek, “Washington Post’ta yayımlanan ve İsrail’in Suriye’deki gizli faaliyetlerini ele alan analizler bu tabloyu doğruluyor. İsrail, SDG/YPG yapısını operasyonel anlamda araçsallaştırıyor. Aynı zamanda Süveyda’da Dürzi unsurlar üzerinden yürütülen süreçler de bu politikanın parçası. Nihai hedef, ‘Davut Koridoru’ üzerinden Suriye’nin üniter yapısını zayıflatmak. İsrail’in istediği güçlü bir Suriye değil, kendisini destekleyecek istikrarsız bir Suriye’dir,” değerlendirmesinde bulundu.
ANKARA-ŞAM HATTINDA STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ
Haberin son bölümünde Türkiye’nin izlediği çift yönlü politikaya dikkat çeken Özcan, “Türkiye bu coğrafyada iki temel politika yürütüyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi bu yaklaşım ‘kadife eldiven içindeki demir yumruk’ metaforuyla özetlenebilir. Demir yumruk, 911 kilometrelik sınırımız bulunan Suriye’de yürütülen askeri operasyonlar ve terörle mücadeledir. Bu mücadele sadece sahada değil; istihbarat, lojistik ve mühendislik boyutlarıyla da sürdürülüyor,” dedi.
Diplomatik sürecin de eş zamanlı yürütüldüğünü vurgulayan Özcan, “Kadife eldiven ise diplomatik ve siyasi süreçtir. 10 Mart mutabakatı, SDG’nin entegrasyona açık olması halinde iş birliğinin sürdürülmesi için tanınan bir fırsattı. Ancak gelinen noktada entegrasyon, birlik ve komuta yerine anlaşmazlıklar konuşuluyor. Suriye’nin tek devlet ve tek ordu çerçevesinde ilerlemesi gerekiyor. Bu yaklaşım, etnik ya da mezhepsel dışlamayı değil, üniter ve istikrarlı bir yapıyı esas alıyor,” ifadelerini kullandı.
Özcan, İsrail’in izlediği politikaların Türkiye’nin güvenlik stratejisiyle taban tabana zıt olduğuna dikkat çekerek, “İsrail’in temel motivasyonu bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bu ortamda kendisine alan açmak. Türkiye ise ulusal çıkarları ve güvenlik stratejisi doğrultusunda hareket ediyor. Şam yönetiminin de Türkiye ile birlikte istikrar odaklı bir bölgesel jeopolitiği benimsediğini net şekilde görüyoruz,” dedi.
07 Ocak 2026
“HALEP’TEN BAŞLAYAN ÇÖZÜLME DEYRİZOR VE RAKKA İLE DEVAM EDECEK”
Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, 10 Mart’ta başlayan protokol sürecinin terör örgütü tarafından sabote edildiğine dikkat çekti. Orallı, sürecin sonunda gelinen noktanın sahadaki tabloyu net biçimde ortaya koyduğunu belirterek, “10 Mart’tan itibaren yıl sonuna kadar süre tanındı ve 8 maddelik protokole uyulması beklendi. Güven artırıcı adımlar kapsamında gümrüklerin Şam yönetimine devri, barajların kontrolünün bırakılması ya da petrol sahalarına ilişkin sınır güvenliği gibi başlıklarda hiçbir adım atılmadı. Silahların teslim edilmesi ya da Şam’a bağlı bir orduya entegre olunması bir yana, en küçük bir ilerleme dahi sağlanamadı. Verilen sürenin dolmasıyla tablo netleşti. Türkiye Cumhuriyeti olarak çok açık bir duruş sergiledik; egemen devletlerin iç işlerine karışmayız ancak meşru bir Şam yönetimi varken, terör örgütü olduğu konusunda uluslararası alanda dahi şüphe bulunmayan PKK/YPG ve onun çatı yapılanması SDG gerçeği ortadadır,” dedi.
Orallı, Halep’te yürütülen operasyonların bir “temizlik süreci” olduğunu ve bunun genişleyerek devam edeceğini belirtti ve “Halep’te özellikle el Makşut hattında SDG’nin oluşturduğu sözde askeri yapılanmalar, sivil halka yönelik baskılar, hastane baskınları ve okullarda eğitimin durdurulması gibi uygulamalar Şam yönetimini harekete geçirdi. Bu alanlardan çıkmaları artık zorunluydu. 1 Ocak itibarıyla düğmeye basıldı ve kısa sürede ilk operasyonlar başladı,” ifadelerini kullandı.
Sivil halkın hedef alınmadığının altını çizen Orallı, “Bölgede sivil olarak tanımlanan birçok ismin PKK/YPG ile doğrudan bağlantılı olduğu biliniyor. Şam ve Türkiye istihbarat birimleri sahada yürüttükleri çalışmalarla bu isimleri net şekilde tespit etti. Şu an bu hedefler tek tek etkisiz hale getiriliyor. SDG’nin çözülmesi Halep’ten başladı. Bunun devamının Deyrizor, ardından Haseke ve Rakka’da geleceğini anlamaları için önlerinde çok uzun bir süre yok,” şeklinde konuştu.
07 Ocak 2026
“SDG DIŞ GÜÇLERE UMUT BAĞLAYARAK KÖTÜ BİR SINAV VERDİ”
Suriye ordusunun Halep’te SDG mevzilerini hedef ilan etmesini değerlendiren Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür, terör örgütünün ABD ve İsrail tarafından bir pazarlık unsuru olarak kullanıldığını vurguladı.
Övür, sürecin beklenen bir gelişme olduğunu belirterek, “Geçen yılın sonuna kadar SDG’ye entegrasyon için süre verilmişti. Ancak İsrail’in kışkırtmaları ve ABD’nin bazı unsurlarının, özellikle CENTCOM eksenli yapıların SDG’yi bir pazarlık aracına dönüştürmesi Suriye’nin içini karıştırdı. Dürziler, Nusayriler ve SDG üzerinden parçalı bir Suriye planı yürütüldü. Oysa Suriye’nin ve Türkiye’nin terörsüz bir gelecek hedefi açısından gönüllü bir entegrasyon gerekiyordu. SDG, dış güçlere umut bağlayarak bu süreçte kötü bir sınav verdi. Şam yönetiminin aldığı karar bu açıdan anlamlı. Çünkü başka bir seçenek bırakmadılar,” dedi.
Örgütün süreci bilinçli şekilde pazarlığa çevirdiğini ifade eden Övür, bunun bölgenin geleceği açısından kritik sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Övür, Şam yönetiminin kararlı tutumu karşısında örgütün geri adım atabileceğini belirterek, “Bugüne kadar sabırla beklendi. Ancak tavır netleşince SDG’nin geri adım atması muhtemel. Bu durum, Öcalan’ın 28 Şubat’taki açıklamalarıyla da çelişiyor. İsrail’in devreye girmesiyle oluşan bu konjonktürel fırsat, uzun vadede halklar arasındaki ilişkilere büyük zarar veriyor. Bu sadece Suriye’yi değil, Türkiye’yi ve Irak’ı da etkileyecek. Kürtler üzerinden siyaset yapan fırsatçı akıl, ne yazık ki bu geleceği göremiyor,” ifadelerini kullandı.