Eğitim-Bir-Sen’den MEB’in Yönetmelik ve Duyurularına 3 Ayrı Dava


Eğitim-Bir-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı öğretmenlerin atama ve yer değiştirme süreçlerini düzenleyen mevzuata karşı Danıştay’da 3 ayrı dava açtığını duyurdu. Sendika; Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, İhtiyaç ve Norm Kadro Fazlası Öğretmenlerin Yer Değiştirme Duyurusu ve İller Arası Mazerete Bağlı Yer Değişikliği Duyurusu’ndaki “sigortalılık şartı” hükümlerinin iptalini talep etti.
Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ne İptal Talebi
Eğitim-Bir-Sen, 9 Ocak 2026 tarihli ve 33132 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin hukuka aykırı gördüğü hükümlerini yargıya taşıdı.
Dava konusu edilen başlıca düzenlemeler şunlar oldu:
-
Nöbetçi belletici öğretmen tanımı,
-
Belletici öğretmenlik görevine ilave hizmet puanı verilmemesi,
-
Pansiyonlu okullar arasında hizmet puanı yönünden ayrım yapılması,
-
Zorunlu hizmetini tamamlamış öğretmenlere artırımlı hizmet puanı verilmemesi,
-
12 yılını dolduran öğretmenlerin, mazeretin bulunduğu ilçe ile görev yapılan ilçe aynı gruptaysa mazerete bağlı yer değişikliği yapamaması,
-
Norm kadro fazlası öğretmenlerin Akademi’de eğitime alınarak alanlarının istekleri dışında değiştirilebilmesi,
-
Norm fazlası öğretmenlerin önceki okulda geçen hizmet sürelerinin yeni yer değişikliklerinde dikkate alınmaması,
-
Mesleki yetersizlik gerekçesiyle hizmet sınıfının değiştirilebilmesi,
-
Alan değişikliğine bağlı yer değişikliğinin belirli illerle sınırlandırılması,
-
İlçe grupları düzenlemesi ve çizelgesi.
Norm Kadro Fazlası Yer Değiştirme Duyurusuna Tamamına Dava
Sendika ayrıca İhtiyaç ve Norm Kadro Fazlası Öğretmenlerin Yer Değiştirme Duyurusu’nun tamamına dava açtı. Dava gerekçeleri arasında;
-
Branş bazında kaç kişinin norm fazlası olduğuna ve hizmet puanlarına ilişkin bilgilerin paylaşılmaması,
-
Mazeret atamalarını zedeleyecek resen atamalar,
-
Aile bütünlüğünün gözetilmemesi,
-
Ulaşım süresi ve zorluğu gibi objektif kriterlerin dikkate alınmaması,
-
Engelli öğretmenler yönünden hak ihlali oluşturabilecek düzenlemeler
yer aldı.
“Sigortalılık Şartı”na İptal Talebi
Üçüncü dava ise 2026 Yarıyıl Tatili İller Arası Mazerete Bağlı Yer Değişikliği Duyurusuna yönelik açıldı. Eğitim-Bir-Sen, mazeretin bulunduğu yerde son iki yıl içinde 360 gün sigortalı çalışma şartı aranmasının; kazanılmış haklar, hukuki belirlilik ve idari istikrar ilkelerini ihlal ettiğini belirterek bu hükmün iptalini istedi.
Dijital işgal gibi reklam tezgahı! Türkiye’nin verilerini istihbarat servislerine satıyorlar
Günümüzde klasik savaş anlayışı yerini giderek gayri nizami harp biçimlerine bırakırken, yabancı menşeli dijital medya platformları da sıradan iletişim kanalları olmanın ötesine geçti. Bu platformlar artık ülkelerin iç güvenliğini, toplumsal dengelerini ve siyasal istikrarını doğrudan etkileyebilen, hatta hedef alabilen stratejik unsurlar olarak öne çıkıyor.

TÜRKİYE’NİN REKLAM PAZARINI ELE GEÇİRDİLER
Hem ülkemizde hem de tüm dünyada bir ‘dijital işgal’ hâkim. Milyarlarca insanın verilerini toplayan, bu verileri işleyen ve başta reklam sektörü olmak üzere istediği amaçlar doğrultusunda kullanan dijital mecralar, Türkiye’deki reklam pazarını da ele geçirdi. Google, Instagram, WhatsApp, YouTube, Facebook, TikTok ve X gibi platformlara, 2024 yılında Türkiye’den reklam aracılığıyla yaklaşık 158 milyar TL aktarıldı.
TÜRKİYE ALEYHİNE FAALİYETLERDE BAŞROLÜ OYNUYORLAR
Bu durum bir yandan ulusal ve yerel medyayı zarara uğratırken diğer taraftan uzmanlar, dijital medya platformlarının ‘milli güvenlik sorunu’ olduğunu vurguluyor. Bu platformlar, küresel düzeyde Türkiye aleyhine yürütülen faaliyetlerde de başrolü oynuyor. Ayrıca Türkiye’de yayın yapan medya kuruluşları RTÜK tarafından denetlemeye tabi tutulurken, dijital medya platformları tabiri caizse istedikleri gibi at koşturuyor, dezenformasyonun yayılmasına ve kaos ortamının zemininin oluşturulmasına destek veriyor.

VERİLER SIZDIRILIYOR
‘Big data’da kayıtlı bulunan milyonlarca insana ait en detaylı veriler, yabancı dijital platformları elinde tutan kişi ve kuruluşlar tarafından siyasi ve istihbari amaçlar doğrultusunda kullanılıyor. Bu verilerle, seçimlerde manipülasyon, siyasi haberlerde algı yönetimi, afetlerde dezenformasyon yapılıyor. Kişilerden elde edilen bilgilerle, kişinin tercihleri analiz edilerek ona özel siyasi ve gündeme ilişkin bilgiler ön plana çıkarılarak tercihlere doğrudan yön verilmesi hedefleniyor. Platformlar, Türkiye aleyhine yürütülen tüm dış destekli operasyon ve manipülasyonlarda başrolü oynarken, yabancı istihbarat servisleri bu bilgileri ‘toplumsal haritalandırma’ çalışmalarıyla Türkiye’de kaosu körüklemek için kullanıyor.
REKLAM GELİRLERİ 158 MİLYAR TL’YE ÇIKTI
Türkiye’de reklam harcamalarında yerel basının payı 2014’te yüzde 80 iken, bu oran 2019 yılında yüzde 52’ye ve 2024 yılında yüzde 26’ya düştü. 2014 yılında bu oranın yüzde 20’sine sahip olan yabancı dijital platformlar, 2019’da yüzde 48, 2024’te ise yüzde 74 seviyelerine ulaştı. 2024’te yabancı medya platformlarının sadece Türkiye pazarından kazandığı para yaklaşık olarak 158 milyar lira oldu.

‘BİZ FİNANSE EDİYORUZ’
SABAH’a konuşan uzmanlar tehlikenin büyüklüğünü ve Türkiye’de devlet, kurumlar ve bireyler düzeyinde alınması gereken tedbirleri anlattı. Kastamonu Üniversitesi Yapay Zekâ Çalışmaları Koordinatörü Prof. Dr. Tunay Kamer, yabancı platformların Türkiye’de kazandıkları reklam gelirleriyle yine Türkiye’ye karşı algı operasyonları yürüttüğünü belirtti. Kamer, “Bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, kendi kuşatmamızı kendi kaynaklarımızla finanse etmemiz anlamına geliyor. Denetimsiz bırakılan her algoritma, kimlik kontrolü yapılmamış bir istihbarat elemanı potansiyeli taşır. Güvenlik artık sınır kapılarında değil, sanal dünyada başlıyor. Verilerimizi korumak, algılarımızı yönetmek ve dijital kimliğimizi güvence altına almak milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir” dedi.
Kamer, çözümün ‘dijital egemenlik’ olduğunu vurgulayarak, yerli ve milli büyük dil modellerinin geliştirilmesinin bir tercih değil, milli zorunluluk olduğunu kaydetti. Kamer, risk yönetimi ve siber dayanıklılık odaklı bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı. Kamer, bu kapsamda devlet, kurumlar ve bireyler düzeyinde eşzamanlı ve tamamlayıcı sorumluluklar bulunduğuna da dikkat çekti:
“Devletin, yabancı dijital platformlardan Türkiye’ye özel risk değerlendirme raporları ve şeffaflık taahhütleri talep etmesi gerekiyor. Kurumların, kriz dönemlerinde 7/24 esasına göre çalışacak hızlı müdahale ve doğrulama protokollerini devreye almalı. Bu afet, seçim ve toplumsal hassasiyet dönemlerinde bilgi kirliliğini önemli ölçüde azaltacaktır. Vatandaşlar da dijital içerikleri sorgulamadan paylaşmak yerine kaynağını araştıran ve resmi kanalları teyit mekanizması olarak kullanan bir bilinçle hareket etmesi gerekiyor.

‘KÜLTÜREL EROZYON’ MARMARA
Üniversitesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ulağlı ise dijital platformların toplumsal yapı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Endüstri 5.0 süreciyle birlikte bireyin giderek yalnızlaştığını ve kendi ürettiğinin tutsağı haline geldiğini belirten Ulağlı, “Denetlenmeyen dijital içerikler, örtük mesajlar ve eşik altı manipülasyonlar toplumsal yapıyı zedeliyor, kurumlara olan güveni sarsıyor” dedi.
Türk-İslam toplum yapısına uygun olmayan içeriklerin kültürel bir çöküşe neden olduğunu vurgulayan Ulağlı, özellikle gençlerin bu platformlar üzerinden rol modeller aracılığıyla manipüle edildiğini, sivil itaatsizlik ve kaotik eylemlere yönlendirildiğini ifade etti. Ulağlı, dijital mecraların denetlenmesinin milli güvenlik meselesi olduğunu söyledi.
HUKUKİ OLARAK DENETLEMEK MÜMKÜN DEĞİL
Savunma ve Güvenlik Analisti Mahmut Bölükbaş, yabancı dijital platformların hukuki denetiminin mümkün olmadığını belirterek “4 tarafımızda savaşlar çatışmalar dönüyor ve Türkiye bunların içinde güvenli ve barış içinde kalmayı başarabiliyor. Baktılar terörizmle olmuyor bu yolu deniyorlar. Yabancı ülkeden servis yapan bir hizmeti Türkiye’de hukuki olarak denetlemek mümkün değil. Türkiye 80 milyonun üzerinde ve büyük çoğunluğu genç popülasyondan oluşan bir tüketim toplumu. Bu pazarı biz yabancıların eğer bizi toplumsal dönüştürme olarak kullanmasını istemiyorsak örflerimizi koruyacak şekilde dizayn edebiliriz” diyor.

“BU BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU”
Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ise günümüz dijital platformların artık bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:
Günümüzde dijital platformlar sosyal medya ve internet ortamı artık milli bir güvenlik sorunu haline geldi. Bu platformlarla rekabet ortadan kalkarsa Türk medyası derin bir yara alacak. İşte bu durum gerçek anlamda bir milli güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkacak. Denetimde de ciddi problemler var. Şu an baktığımızda TV’ler RTÜK çok sıkı bir şekilde denetlenirken sosyal medya mecralarında bu durumun istenen ölçüde olmadığını görüyoruz. Telefonlar ve uygulamalarla adeta derin bir baskı kuruluyor ve çocukların gençlerin ahlaki ve toplumsal yozlaşmalarına bu durum sebebiyet veriyor.
Türkiye’ye görünmez tehdit: Dijital abluka!TÜRKİYE’YE “GÖRÜNMEZ” TEHDİT: DİJİTAL ABLUKA!







